|
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
W
Z
A
A KATMANI [ A-Horizon
] Organik madde bakımından zengin yüzey
toprağı.
A-AĞIRLIKLI SES
DÜZEYİ [ A-Weighted sound
level ] İnsan kulağının daha kolaylıkla işitebileceği orta
frekanslara daha fazla ağırlık veren, ses basınç düzeylerinin ölçülmesi
yöntemi. A-Ölçekli ses düzeyleri dB(A) olarak yazılır.
ABS
1.
Alkil benzen sulfonat: deterjanlara eklenen, biyo- bozulmaya dirençli,
kararlı bir yüzey aktif madde. 2. Akrilonitril-butadien-stiren (bir tür
plastik madde).
ACI SU
[ Brackish ] Hafif tuzlu su.
AÇIĞA ÇÖP DÖKME
[ Open dumping ] Atıkların rahatsız edici kokulara, su, toprak
ve hava kirliliğine yol açacak biçimde alanlara dökülmesi.
AÇIK ALAN
[ Open space ] Ya imar görmemiş ya da konutlardan ve diğer yapılardan
nispeten arınmış toprak parçası; insanın faaliyet gösterdiği çevrenin
karşıtı olan arazi de bu kavrama dahildir.
AÇIK BOŞALTIM
[ Outfall ] İşlem görmüş ya da görmemiş atık suyu ya da diğer
sıvı atıkları doğrudan doğruya alıcı ortama ileten taşıyıcı ya
da boru hattı.
AÇIK MADEN OCAĞI
İŞLETMECİLİĞİ [ Open-cast
mining= Strip mining ] Kömürün ya da diğer madenlerin sığ
derinliklerden toprağın ve kayanın üst katmanı kaldırılarak çıkarılması.
Yüzey madenciliği olarak da adlandırılır.
AÇIK YAKMA
[ Open burning ] Atık miktarını (hacmini) azaltmak amacıyla
çöplük alanlarında yakılması işlemi.
ADİYABİTİK
SAPMA ORANI [ Adiabatic lapse
rate ] Yüksekliğin artması ile bağlantılı olarak ısıdaki düşme
(sapma) oranı.
ADSORPSİYON
[ Adsorption ] Moleküllerin katı yüzeylere tutunması.
AEROBİK
[ Aerobic ] Serbest oksijenin varlığında yaşayan ya da aktif
olabilen organizma; suda çözünmüş oksijenin oksitleyici olarak
hareket ettiği durum.
AEROBİK AYRIŞMA
[ Aerobic decomposition ] Havalı koşullarda faaliyet gösteren
mikroorganizmalar veya mantarların organik maddeleri ayrıştırmaları.
AEROSOL
[ Aerosol ] Havada asılı parçacık biçiminde madde: sıvı
maddeleri püskürten basınçlı kap.
AFET ALANLARI
[ Hazardous areas ] Deprem, heyelan, çığ, orman yangını ve taşkın
gibi doğal afetlere yatkın alanlar.
AĞIR METALLER [
Heavy metals ] Kurşun, civa, çinko vb.
gibi çevre açısından tehlikeli nitelik taşıyan metaller.
AĞIRLIKSAL AKIŞ
[ Gravity flow ] Aşınmayı ve aşırı basıncı önleyecek azami
hızda kesintisiz akışa olanak sağlamak amacıyla belirli bir asgari eğimle
yerleştirilmiş borulara sahip arıtma ve su sağlama sistemindeki sıvı
akışı.
Aİ
[ Active ingredient ] Aktif bileşen.
AKIŞKAN ATIK
[ Fluidized bed ] İçinden hava ya da bir gaz üflenen ince parçacıklardan
oluşan katı madde yatağı. Üflenen hava ya da gazın denetimi katı
maddenin bir sıvı gibi davranmasına yöneliktir.
AKIŞKAN YATAK
YANMASI [ Fluidized bed
combustion ] Sıvı yakıt ya da küçük kömürün sıvılaştırılmış
yatakta yakılması. Bu süreç daha düşük ısıda yanmanın oluşmasını
sağladığından, daha az miktarda nitrojen oksit üretimine yol açtığı
gibi, sürece kireçtaşı ilavesi ile de kükürt oksitlerin yatak izinde
oluşmayarak atmosfere atılması olanağını ortadan kaldırır.
AKIŞKANLIK
(KIVAM) [ Viscosity ] Sıvının
akış hızını belirleyen özelliği.
AKİFER
[
Aquifer ] Suyun çok uzak mesafelere gitmesini sağlayan, yer altı
sularını pınarlara ve kuyulara ileten gözenekli toprak ya da jeolojik
oluşum.
AKTİF ÇAMUR SÜRECE
[ Activated sludge process ] Atık su arıtma tesislerinde kullanılan,
aerobik biyolojik arıtma sürece.
AKTİF
KARBON [ Activated carbon ] endüstriyel baca gazlarından
kaynaklanan kokuların ve zehirli maddelerin giderilmesine yönelik
adsorbsiyon sürecinde kullanılan madde.
AKUSTİK ÇEVRE [
Acoustical environment ] Belli bir ses kaynağını kuşatan çevre.
ALBEDO
[ Albedo ] Yeryüzünün güneş ışığını yansıtma yüzdesi.
Havadan alınan bir örnekteki katıların yansıtıcı niteliğiyle
ilgili bir ölçü.
ALÇAK ARAZİLER
[ Bottom lands ] Bir akarsı kanalına bitişik ve ondan biraz yüksek
arazi.
ALD
[
Approximate lethal dose ] Yaklaşık öldürücü doz.
ALDRİN
[
Aldrin ] Özellikle DDT'ye dirençli zararlılara karşı etkili
olan, klorlu hidrokarbon pestisit.
ALERJİ
YAPICILAR [ Allergenics ]
Alerjiye yol açan maddeler.
ALFA RADYASYON
[ Alpha radiation ] Nispeten düşük bir nüfuz gücüne sahip
radyasyon. Bk. Beta radyasyon, Gamma radyasyon.
ALICI
[
Receptor ] Kirlilikten dolayı belirli risklere maruz bulunan canlı
ya da cansız nesne.
ALICI SULAR
[ Receiving waters ] İşlemden geçirdikten sonra sıvı ya da katı
kirleticilerin içine boşaltıldığı su oluşumları.
ALINTI
[
Borrow ] Bir başka alanda dolgu malzemesi olarak kullanılmak üzere
bir yerden (alandan) kazılıp alınan malzeme.
ALIŞMA
[ Acclimatization ] Canlı bir organizmanın yeni bir çevreye alışma
ya da o çevreye dayanıklı hale gelme süreci.
AMONYAK
[ Ammonia ] Endüstriyel süreçlerde ve gübre üretiminde kullanılan
zehirli, tahriş edici gaz.
AMONYAKLAMA
[ Ammonification ] nitratların ve nitritlerin bakterilerce amonyum
bileşiklerine indirgenmesi.
AMONYAKLAYICI
BAKTERİLER [ Ammonifying
bacteria ] Atık sularda veya katı atıklarda amonyak açığa çıkaran
bakteriler.
ANA KANAL
[ Main sewer ] Büyük bir bölge için kollektör işlevi gören
lağım kanalı.
ANAEROBİK
[
Anaerobic ] Serbest oksijenin bulunmadığı koşullarda yaşama ve
büyüme yeteneğine sahip organizma; serbest oksijenin bulunmadığı koşullar.
ANAEROBİK AYRIŞMA
[ Anaerobic decomposition ] Havanın bulunmadığı koşullarda
faaliyet gösteren mikroorganizmaların organik maddeleri ayrıştırması.
ANAEROBİK ÇÜRÜME
[ Anaerobic digestion ] Organik yükü yüksek atık suyun havasız
koşullarda arıtılması süreci. Tarım toprağında kullanılmasını
sağlamak için bazı organik atıkların pis kokusunun giderilmesi süreci.
ANC
[ Acid-neutralizing capacity ] Asit etkisizleştirme kapasitesi.
ANHİDRİK
[ Anhydrous ] Suzus.
ANOKSİYA
[ Anoxia ] Oksijen yetersizliği.
ANTAGONİSTİK
ETKİ [ Antagonistic effect ]
Ters sinerjistik etki. Bileşkenin birimlerinin herbirine göre daha az
etkili olması.
ANTİMİKROBİYAL
[ Antimicrobial ] Mikrobiyal büyümeyi önleyen kimyasal ya da biyolojik
maddeler.
AOM
[ Active organic matter] Aktif organik madde
ARITMA
[ Treatment ] Atık su veya gazların kirleticilerden temizlenmesi
işlemlerinin tümü.
ARL
[
Annual release limit ] Yıllık boşaltma sınırı.
ARTMA
[ Accretion ] Cansız maddenin dış yüzeyine doğal etkilerle çeşitli
maddelerin eklenmesiyle oluşan büyüme süreci.
ASBEST KİRLİLİĞİ
[ Asbestos pollution ] Çimento sanayiinden ve otomobillerdeki fren
balatalarının aşınmasından kaynaklanan emisyonların yol açtığı
asbest kaynaklı hava kirliliği.
ASİDOFİLİK
[
Acidophilic ] Asitte ya da asitli koşullarda yaşayan.
ASİT
TORTULLANMASI [ Acid
deposition ] Normal düzeylerden daha fazla asidite taşıyan yağışla
toprak veya yüzey sularında pH azalması ve asitleşme. Bk. ASİT YAĞMURU.
ASİT YAĞMURU
[ Acid rain ] Esas olarak sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından
ve otomobillerden kaynaklanan, sülfür ve azot oksitleri içeren su buharı
emisyonlarının yol açtığı asit çökelmesi.
ASİTLENME
[
Acidification ] Toprağın ve suyun asitli emisyonlarla kirlenmesi.
ASİTLİ TEMİZLEYİCİ
[ Acid pickles ] Metal yüzeyleri temizlemek için kullanılan endüstriyel
atık su.
ASİTLİLİK
PROFİLİ [ Aciditiy profile ]
Belirli bir yerdeki değişen asitlilik düzeylerinin, geçmiş eğilimleri
de gösteren kayıdı.
ASKIDA KATI
MADDE [ SS =Suspended solids ]
Suda ve lağım suyunda bulunan, yaklaşık 1 mikron büyüklüğünde
veya daha büyük olmakla birlikte, sözgelimi kum tanesinden daha küçük
katıları ifade etmek için kullanılan terim.
AŞINMA
[
Abrasion ] Yüzeylerin çeşitli nedenlerle aşınması.
AŞINMA
(PASLANMA) [ Corrosion ]
Genellikle kimyasal etkiyle, bir maddede zamanla oluşan yıpranma. Aşınmaya
yol açan etki maddeleri içinde en çok bilinenleri sülfür oksitleri ve
klor, fluor vb. bileşikleridir.
ATIĞIN YENİDEN
İŞLENMESİ [ Waste recycling
] Yeniden kullanmak amacıyla atık maddelerin toplanması ve işleme
tabi tutulması; kağıdın, camın, alüminyumun ve plastiğin yeniden işlenmesi
gibi.
ATIK
[ Waste ] Çevrede başkalaşmaya yol açacak miktarda çevreye boşaltılan,
sıvı, katı, gaz ya da radyoaktif istenmeyen her tür madde.
ATIK GÖMME
[ Landfill ] Atığın toprak katmanları arasına gömülmesinden
ibaret, katı, atık tasfiyesinin en yaygın yöntemi; Atıkların gömüldüğü
çukur.
ATIK ISISI
[ Waste heat ] Özellikle nükleer enerji santrallerince çevreye bırakılan
kullanılmamış ısı.
ATIK KOLU
[ Waste stream ] Çevreye boşaltılan ve işleme tabi tutulması
gereken sıvı ve katı atıkların miktarı.
ATIK ÖZÜMLEMESİ
[ Waste assimilation ] Doğal bir kaynağın boşaltılan atıkları
özümleyerek kendi kendisini temizleyebilmesi.
ATIK SU
[ Waste water ] Konutların pis su ve lağım sularından, endüstriyel
sıvı atıklardan ve sel sularından kaynaklanan sıvı atık.
ATIK SU YÖNETİMİ
[ Waste water management ] İnsan sağlığını ve çevreyi
korumak amacıyla, atık suyun izlenmesi, işlenmesi ve tasfiyesiyle ile
ilgili sistemler geliştirilmesi ve uygulanması.
ATIK TAŞINMASI
[ Handling ] Sıvı ve katı atıkların toplanması ve nakli.
ATIK YAKIMI [ İncineration
] Yanabilen atıkların denetimli biçimde yakılarak zararsız bir kalıntı
haline getirilmesi işlemi. Atık hacmi bu yolla yüzde 80-90 azalmış
olur.
ATIK YÜKÜ TAHSİSİ
ÇALIŞMASI [ Waste load
allocation study ] Bir akarsuya boşaltılabilecek, özümsenebilir
toplam azami günlük atık yükünü belirlemek için yapılan çalışma.
ATMOSFER KİRLİLİĞİ
[ Atmospheric pollution ] temelde insan faaliyetlerinin sonucu
olarak, doğrudan doğruya atmosfere verilen ya da atmosferde kimyasal
tepkimeler sonucu oluşan gaz ve partikül maddelerin yol açtığı
kirlilik oranı.
ATMOSFER
BULANIKLIĞI (TOZLULUĞU)
[ Atmospheric turbidity; dustiness ] Belli bir yerin havasındaki
yoğunlaşmış toz parçacıkları.
ATMOSFERİK
SAPMA ORANI [ Atmospheric
lapse rate ] Atmosferin alt tabasında yüksekliğin artması ile oluşan
ısı düşmesi oranı.
ATOM ENERJİSİ
[ Atom energy ] Nükleer tepkime sırasında serbest kalan enerji.
Nükleer enerji.
ATOMİK SOĞURMA
SPEKTROGRAFİSİ [ AAS=Atomic
absorption spectrography ] Bir sıvı karışımındaki metal
miktarlarını saptayan analiz yöntemi.
AYRIŞTIRICILAR
[ Decomposers ] Biyolojik bozulma yaratan, bakteriler ve mantarlar
gibi ayrıştırıcı organizmalar.
AZALTMA
[ Abatement ] Kirlilik düzeyini düşürmek için uygulanan yöntem.
AZAMİ TALEP DÖNEMİ
[ Peak demand period ] Bir kamu kuruluşunun ya da topluluğa
hizmet veren her hangi bir sistemin en fazla hizmet talebiyle karşılaştığı
dönem.
AZAMİLEŞTİRME
[ Maximization ] Atık oluşturmadan kaçınma, buna karşılık
kaynaklardan gerçekleştirilen üretimin niceliğini ve niteliğini arttırma
çalışmalarını içeren koruma önlemi.
AZGELİŞMİŞ
ALAN [ Depressed area ]
Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.
AZOT DÖNGÜSÜ
[ Nitrogen cycle ] Atmosferdeki azotun bitkiler tarafından özümlenmesi,
sonra topraktan geçerek atmosfere dönmesi süreci. Azot, proteinlerin önemli
bir bileşenidir ve bu nedenle hem bitkiler hem de hayvanlar için
gereklidir.
AZOT
OKSİT [ Nitric oxide ] Yanmadan oluşan,
havaya bırakılınca zehirli hale gelen kirletici madde.
Başa
Dön
B
BACA ATIKLARI [ Stack
effluents ] Sanayi bacalarından yayılan
gazlar ve asılı parçacıklar.
BACA DUMANI
[
Plume ] Bacadan çıkan değişik biçimlerde atmosfere dağılan gözle
görülebilir duman emisyonu.
BACA ETKİSİ
[ Chimney effect ] Isıdaki değişmenin gazlarda yol açtığı
yukarıya yönelik hareket.
BACA GAZI [ Flue
gas ] Yanmadan sonra bacalardan çıkan ve
azot oksitleri, karbon oksitleri, su buharı, sülfür oksitleri, parçacıklar
ve birçok kimyasal kirletici madde içeren duman.
BACA GAZI KÜKÜRTÜNÜN
GİDERİLMESİ [ Flue gas
desulfurization ] Bir çok yöntem kullanılmaktadır. En yaygını
gazların kireçtaşı çözeltisi ile yıkandığı ve oluşan çamurun
ayrılarak bazı durumlarda içindeki kükürtü kazanmak üzere yeniden işleme
tabi tutulduğu kireçtaşı/alçıtaşı sürecidir.
BAHÇELİ KENT
[
Garden city ] Başlıca özellikleri bitişik yapı düzeni ve çevresinde
yeşil kuşak olan kent imarı.
BAKİR BÖLGELER
[ Wilderness ] İnsan yerleşimlerinin yada uygarlıklarının ulaşmadığı
topraklar. Karaların üçte birinden fazlası hala bakir bölgedir ve
bunlarınen genişleri Grönland ve Antartika' da bulunmaktadır.
BAKTERİ
[ Bacteria ] Klorofilsiz, tek hücreli yada ipliksi mikroorganizma;
bakteri havada, toprakta ve denizde ayrışan maddede oluştuğu ve
bozunma sürecine yardımcı olduğu için kirlilik kontrolü açısından
büyük önem taşır.
BALIK KATLİAMI
[ Fish kill ] Büyük miktarda balığın topluca imhası.
BALYALAMA [ Bailing
] Çöpü sıkıştırarak katı, yüksek
yoğunlukta bloklar haline getirme süreci.
BANKET
[
Berm ] Eğimli bir yüzeyden gelen drenajı stabilize etmeye yada
denetlemeye yardımcı olan, insan yapımı taraça.
BARAJ [ Dam
] Suyun doğal akışına engel oluşturarak bir nehrin yada akarsuyun akış
yönünü denetlemeye yönelik duvar, kıyı yada başka tür bir yapı.
BARİYER
[ Barrier ] Biyotanın göçme yada günlük hareketini engelleyen
etken.
BAT [ Best
available tecnology ] En iyi kullanılabilir
teknoloji.
BATAKLIĞIMSI
ALAN [ Bog ] Yoğun ötrofikasyon
sonucu su kaynaklarının zengin organik birikintilerle kaplanarak oluşturduğu
alan.
BATAKLIK GAZI [ Marsh
gas ] Bataklıklarda ve turbalıklarda oluşan
gaz ( esas olarak metan ).
BATAKLIKLAR [ Marshes
] En azından bellli bir süre haliç ve kıyı sularıyla kaplanan
kara-su alanları.
BATIRMA [ Sinking]
Petrol döküntülerini denetleme işlemi; bu işlem, kum, tebeşir, işlenmiş
uçucu kül, çimento tozu vb. kullanılarak petrolün fiziksel olarak batırılması
ile gerçekleştirilir.
BATYAL [ Bathyal
] Göllerin ve okyanusların en derin tabakasıyla ilgili.
BDL [ Below
detection limit ] Saptama sınırının altında.
BEKLETME HAVZASI
[ Detention basin ] Taşkını önlemek
için sel suyunu denetimli biçimde tutup bırakmaya yönelik havuz yada
depo.
BEKLETME SÜRESİ
[ Detention period ] Birim hacimdeki bir sıvı yada gazın akış
sürecinde bir tank yada odada tutulma ortalama süresi.
BELEDİ KATI
ATIK [ Municipal solid waste
] Kentsel alanlardaki konut ve işyerlerinin, lağım çamurunun da dahil
olduğu, katı atıkları.
BELİRTEÇ ( İNDİKATÖR
) TÜRLER [ Indıcator species ] Bir ekosistemde, küçük çevresel
değişimlere özellikle duyarlı olması itibariyle, çevre koşulları
konusunda bilgi sağlayan ve çevresel tehlikelerle ilgili erken uyarılarda
bulunan türler. Bunun bir örneği denizmaruludur; deniz marulunun su içinde
yoğun olarak büyümesi bir ötrofikasyon süreci belirtisidir.
BENTOS
[ Benhtos ] Deniz dibi bölgesinde yaşayan yada burada oluşmuş
hayvan ve bitki yaşamı.
BENZEN [ Benzene
] Kanser yapan endüstriyel çözücü.
BENZEŞİM; SİMULASYON
[ Simulation ] Doğal bir sürecin laboratuvar koşullarında yada
bilgisayar modeli kullanılarak sınanması.
BENZİPİREN
Kömür ve sigara dumanında bulunan kanser yapıcı bir hidrokarbon.
BPEO [ Best
practicable environmental option ] En
kullanışlı çevresel seçenek.
BERİLYUM
[
Beryllium ) İnsanlar üzerinde zararlı etkilere sahip metalik bir
eleman.
BESİN AĞI
[ Food web ] Karşılıklı bağlantı içindeki besin zincirleri
dizisi.
BESİN BÜTÇESİ
[ Nutrient budget ] Belli bir yaşayan sistem açısından, alınan
yada kaybedilen gerekli mineral besinlerin miktarlarını belirlemeye yönelik
tahmin.
BESİN GİDERME
[ Nutrient stripping ] Alıcı sularda ötrofikasyonu yavaşlatmak amacıyla
yada atık suyun yeniden kullanılabilmesi için uygulanan üçüncü
derece arıtma.
BESİN ZİNCİRİ
[ Food chain ] Her halkanın bir öncekinden beslendiği ve enerji
sağladığı, buna karşılık bir sonrakine besin be enerji aktardığı
organizmalar zinciri.
BESİN ZİNCİRİ
BASAMAĞI [ Trophic level
] Bir hayvanın besin zincirindeki yeri.
BESİNLER
[ Nutrients ] Bitkilerin ve hayvanların büyümesi için gerekli
maddeler.
BETA RADYASYONU
[ Beta radiation ] Yüksek hızda negatif elektron radyasyonu.
BEZ FİLTRE
[ Fabric filter ] Endüstrüyel emisyonlardan kaynaklanan tozu ve
parçaçıkları tutan, evlerdeki elektrikli süpürge torbasına benzer,
kumaştan yapılma aygıt.
BİDON
[
Skip ] Büyük atık haznesi, konteyner.
BİNA BAĞLANTISI
[ House connection ] Atık suyu bir binadan sokağa yerleştirilmiş
hatta ileten pis su boruları için kullanılan terim.
BİRİM MÜLKİYETİ
[ Condominium ] Çok birimli yapıda bireysel mülkiyet.
BİRİNCİL HAVA
KİRLETİCİLER [ Primary air
pollutants ] Atmosfere doğrudan verilen hava kirleticileri.
BİRİNCİL İŞLEM
[ Primary treatment ] İşlenmemiş lağım suyunun arıtmanın en
yaygın biçimi: kaba ve katı maddelerin ayrıldığı ön işlem.
BİRLEŞİK ÜRETİM
[ Cogeneration ] Elektrik üretiminde oluşan atık ısının ısıtmada,
soğutmada ve atık su arıtımında kullanılması.
BİRLEŞİK ISI
VE GÜÇ [ CHP= Combined heat
and power ] Elektrik ve ısının birlikte üretimi. Terim, atık ısı
yada hava kullanan santraller içinde kullanılır.
BİRLEŞİK
KANALİZASYON [ Combined sewer
] Atık suyun ve sel suyunun toplanmasına yarayan tek bir kanalizasyon
sistemi.
BİRLEŞİK TASFİYE
[ Codisposal ] Genellikle yanma gerektiren entegre bir işlem
yoluyla lağım çukurunun ve katı atıkların birlikte tasfiyesi yöntemi.
BİRLEŞİK
ZARARLI ORGANİZMA DENETİMİ [ Integrated
pest management ] Zararlı organizmaların yayılmasını biyolojik, kültürel
ve kimyasal yaklaşımları birleştirerek denetleme yöntemi. Özellikle,
en azından bir kimyasal ilaca karşı direnç kazanmış organizmalarla mücadelede
kullanılır.
BİTKİ ÖLDÜRÜCÜ
[ Herbicide ] Zararlı ot
öldürücü ve yaprak dökücü olarak kullanılan kimyasal madde.
BİYOAKÜMÜLASYON
[ Bioaccumulation ] Biyoyoğunlaşma.
BİYOBOZULMAYA UĞRAMAZ
[ Nonbiodegradable ] Bakterilerin ayrıştıramadığı organik
madde.
BİYODENEME
[
Bioassay ] Potansiyel olarak zehirli bileşiklerin niteliğinin ve
gücünün, standart test organizmalarıyla etkileşimlerini gözleme
yoluyla laboratuvar koşullarında denenmesi.
BİYOENERJETİK
[ Bioenergetics ] Bitkilerle hayvanlar, bitkilerle bitkiler
hayvanlarla hayvanlar arasındaki enerji aktarımının incelenmesi.
BİYOİZLEM
[
Biomonitoring ] Potansiyel olarak zararlı bir durumda bitki ve hayvan
yaşamındaki farklılaşmaları değerlendirmek amacıyla doğal bir
ortamın biyolojik konumundaki değişikliklerin izlenmesi.
BİYOJEOKİMYASAL
DÖNGÜ [ Biogeochemical
cycling ] Kimyasal elemanların fiziksel çevre ile organizmalar arasındaki
döngüsü.
BİYOKİMYASAL
OKSİJEN İHTİYACI [ BOD = Biochemical
oxygen demand ] Organik kirliliğin bir ölçüsü olarak kullanılan
ifade. Bir su veya atık sudaki organik maddelerin biyokimyasal süreçlerle
tam ayrışmaları için bu işlemi yapan mikroorganizmaların, suyun
birim hacimi başına gereksinim duydukları oksijen miktarı. Evsel atık
su işleme süreçlerinin etkinliğini ölçmede de kullanılır.
BİYOKÜTLE
[ Biomass ] Belli bir alan yada hacimdeki canlı organizmaların
toplam kütlesi yada miktarı.
BİYOKÜTLE
ENERJİSİ [ Biomass energy
] Bir biyokütledeki organik atıklar, bitkiler yada ağaç gibi organik
maddelerden üretilen enerji.
BİYOLOJİK
ARITMA [ Biological treatment
] Atık suyun mikroorganizmalar kullanılarak arıtılması.
BİYOLOJİK BÜYÜME
(YÜKSELME ) [ Biological
magnification ] Besin zincirinin ardışık düzeylerinde, maddelerin
artan miktarlarda birikmesi.
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
[ Biological diversity ] Organizmaların çeşitlerinin alan yada
hacim birimi başına sayısı; belli bir zamanda belli bir yerdeki türlerin
bileşimi.
BİYOLOJİK
DENGE [ Biological balance
] Hayvanlarla bitkiler, bitkilerle bitkiler ve hayvanlarla hayvanlar arasındaki
denge.
BİYOLOJİK
POTANSİYEL [ Biotic potential
] Bir organizmanın varlığını sürdürme ve üreme yeteneği.
BİYOLOJİK
KALKAN [ Biological shield
] Bir nükleer reaktörün personelini ve çevresini korumak amacıyla, nötronları
ve gamma radyasyonu absorbe etmek (soğurmak) için nükleer reaktörün
merkezi etrafında inşa edilen koruyucu kalkan yada kalın beton duvar.
BİYOLOJİK YAĞ
DÖKÜNTÜ DENETİMİ [ Biological
oil spill control ] Sudaki yağ tabakalarını ayrıştırmak için
bakteri kültürlerinin kullanılması işlemi.
BİYOM
[ Biome ] Belli bir doğal ortam ve iklimdeki bütün canlı
organizmalardan oluşan karmaşık topluluk.
BİYOMETRİ
[ Biometry ] Biyolojik sorunların incelenmesinde istatistik yöntemlerin
uygulanması.
BİYOSFER
[ Biosphere ] Gezegenimizin ve atmosferinin yaşam kaynağı bütün
bölümlerini içeren alan.
BİYOSİDLER
[ Biocides ] Organizmaları öldürme yeteneğine sahip kimyasal
maddeler; sterilize ediciler.
BİYOTA
[ Biota ] Belirli bir bölgede yada çevrede bulunan bitki ve
hayvan yaşamının bütünü.
BİYOTİK
[
Biotic ] Bir çevredeki bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar
ile ilgili.
BİYOYOĞUNLAŞMA
FAKTÖRÜ [ Bioconcentration
factor ] Organizmalarda bazı kimyasal maddelerin birikme mertebesini
ifade eden bir ölçü. Genellikle bu kimyasal maddeler besin zinciri içinde
artarak bulunurlar. Örnek: DDT.
BOD
[ Biochemical oxygen demand ] Biyokimyasal oksijen ihtiyacı.
BOP [ Blow
-out preventer ] Kaçak önleyici.
BORU ÇIKIŞI
ARITMA [ End-of-pipe treatment
] Emisyon boru hattının bitiminde kullanılan arıtma tesisi.
BORU HATTI [ Pipeline
] Değişik maddeleri uzak mesafeler ileten, pompalama donanımı, vanaları
ve diğer makinaları ile birlikte boru şebekesi.
BOŞALTIM
[ Discharge ] Çevreye bırakılan bütün kirleticiler için
kullanılan terim. Gaz boşaltımlar emisyon, sıvı boşaltımlar ise sıvı
atık (effluent ) diye de adlandırılır.
BOZULMA [
Impairment ] Bir doğal kaynağın
kirlenmesi süreci.
BOZULMAMIŞ ALAN
İnsan etkinlikleriyle değiştirilmemiş
doğal alanlar.
BÖLGE ISITMASI
[ DH = district heating ] Belirli bir
sayıdaki konut yada işyerine ısıtma sağlamak üzere, merkezi olarak
kurulan sistem.
BÖLGELEME [ Zoning
] Belli amaçlarla bölgelere ayırarak toprak imarının denetlenmesi.
BRÜT TABAN
ALANI [ Gross floor area ] Bir binanın
taban alanı toplamı.
BSO [ Benzene
soluble organics ] Benzende çözülebilen
organik maddeler.
BUHAR [ Vapor
] Atmosfer ısı ve basıncında sıvı yada katı durumda bulunan
maddelerin gaz hali.
BUHARLAŞMA
HAVUZU [ Evaporation pond ]
Lağım suyu tasfiyesinde kullanılan sığ ve yapay havuz; bu sistemde atık
geniş araziler dağıtılır ve buharlaştırılır.
BULANIKLIK [ Turbidity
] Suda ve havada asılı bulunan maddelerin neden olduğu, güneş ışınlarının
ortama girme ve bitkilerin büyüme düzeylerini denetleyen, içme suyu
kalitesi açısından çok zararlı ortam koşulları.
BUV [ Backscattered
ultraviolet ] Geri saçılmış morötesi.
BÜTÜNSELCİ
[ Holistic ] Parçalarla bütünler arasındaki organik yada işlevsel
ilişkiyi vurgulayan ve bir konuyu karşılıklı bağımlılık ilişkisi
içindeki parçaların bütünlediği tek bir sistem olarak gören yaklaşım.
BÜYÜME TEORİSİ
[ Growth theory ] Kentlerde ve bölgelerde yerleşim, büyüme ve
toprak kullanımı modelleri konusunda kent bilimcilerinin oluşturdukları
teoriler.
Başa
Dön
C
CA [ Carbon
absorption or adsorption ] Karbon soğurması.
CANSIZ ÇEVRE [ Abiotic
environment ] Doğadaki fiziksel ve cansız
kimyasal unsurlar. Örnek: Toprak, su, atmosfer.
CBD [ Central
business district ] Merkezi iş bölgesi.
CBSR [ Carcinogen
bioassay in small rodents ] Küçük
kemirgenlerde kanser yapıcı biyo-denemesi.
CCC [ Countercurrent
chromatography ] Ters akım kromatografisi.
CFC [ Chlorofluorocarbon
] Kloroflüorokarbon.
CIVA [
Mercury ] Besin zincirlerinde, özellikle
tatlı su ve deniz organizmalarında yoğun olarak bulunabilen ve zararlı
etkilere yol açan zehirli metalik eleman.
CNR [ Composite
noise rating ] Bileşik gürültü ölçümü.
CNS [ Central
nervous system ] Merkezi sinir sistemi.
COD [ Chemical
oxygen demand] Kimyasal oksijen ihtiyacı.
COH [ Coefficient
of haze ] Sis katsayısı.
COHb [
Carboxhaemoglobin ] Karboksihemoglobin.
COM [ Complek
organic mixture ] Karmaşık organik karışım.
CPOM [Coarse
particulate organic matter ] Büyük parçacıklı
organik madde.
C.Q. [ Commercial
quality ] Ticari kalite.
CÜRUF [ Clinker
] Fırınlardaki ergimiş kalıntı.
Başa
Dön
Ç
ÇALIŞMA ORTAMI
[ Work environment ] İşyerinin koşulları.
ÇALKANTI [ Turbulence
] Gelişigüzel hava veya su sirkülasyonuna neden olan inişli çıkışlı
devinim. Nedeni genellikle akış alandaki pürüzlülük ve engebeliktir.
ÇAMUR [ Sludge
] Atık suyun arıtılması sırasında süzme,
çökeltme ya da biyolojik arıtma sonucu oluşan yoğunlaşmış katı.
ÇAMUR SIVISI [ Slurry
] Atık su işleme tesislerinde çamuru taşıyan sıvı.
ÇAMUR SİNDİRİMİ
[ Sludge digestion ] Atık su çamurunun biyolojik oksijen ihtiyacını
çevresel yönden kabul edilebilir bir düzeye indirmek amacıyla
uygulanan anaerobik işlem.
ÇAMUR TASFİYESİ
[ Sludge disposal ] Atık su çamurunun nihai tasfiye işlemi.
ÇAMURUN
YAKILMASI [ Sludge incineration ] Atık
su çamurunun hacim yönünden küçültülüp, işlenerek tutuşabilirlik
kazandırıldıktan sonra yakılması.
ÇAPRAZ-MEDYA
YAKLAŞIMI [ Cross-media
approach ] Çevre sorunlarına, sözgelimi sadece hava kirliliğini değil
etkileşim içindeki bütün faktörleri göz önünde bulundurarak yaklaşmak.
ÇENTME (YONTMA)
[ Spalling ] Yongalar ya da parçalar
haline getirme.
ÇERÇEVE YAKLAŞIM
[ Bubble concept ] Kirletici emisyonlarının denetimi bağlamında
amaçlanan sınırlamaların uygulanmasında, belirli kirleticilerin çıkış
kaynaklarından ziyade bunların etkiledikleri alanların ele alınması
gerektiğini savunan yaklaşım.
ÇEVRE [ Environment
] Bir organizmanın var olduğu ortam ya da
koşullar. Bu çevre doğal fiziksel öğeleri, ayrıca organizmanın
etkileştiği insan ürünü koşulları içerir.
ÇEVRE ANALİZİ
[ Environmental analysis ] Belirli bir arazinin topoğrafik,
hidrolojik, jeolojik ve kültürel özellikleri gibi çevresel özelliklerinin
incelenmesi.
ÇEVRE DEĞERLENDİRMESİ
[ Environmental assessment ] Bir eylemin ya da projenin çevre bakımından
yararlı olup olmadığını ve çevresel etki raporunun hazırlanması
gerekip gerekmediğini belirlemek amacıyla yapılan inceleme.
ÇEVRE DOSTU [ Environment-friendly
] Ürünlerde normal olarak bulunan zararlı öğelerden bazılarını
tasfiye etmek amacıyla tasarlanmış ya da değiştirilmiş ürünleri
ifade etmek için kullanılan terim.
ÇEVRE KORUMA [ Environment
protection ] Potansiyel olarak tehlikeli atık
maddelerin çevreye boşaltılmasının asgariye indirilmesi ya da önlenmesi
amacıyla kaynakların yönetimi.
ÇEVRE KORUMA
AJANSI [ EPA= Environmental Protection Agency ]
Kirleticiler
ile ilgili tüm kanun ve yönetmelikleri uygulamak ile görevli Amerikan
federal kuruluşu.
ÇEVRE KALİTE
HEDEFİ [ EQO = Environmental
quality objective ] Çevrenin belirli bir boyutu için amaçlanan
kalite düzeyinin ortaya konması. Bu düzey ulaşılır olmayabilir ve
nicelik olarak ifade edilebilir.
ÇEVRE KALİTE
STANDARDI [ EQS =
Environmental quality standard ] Bir çevrede bir kirletici için izin
verilebilir en yüksek düzey ya da çevrenin bazı vasıfları için
kabul edilebilir en düşük düzey.
ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ
[ Environmental engineering ] Çevre mühendisliği, çevrenin
korunmasına, kirliliğin azaltılmasına vb. elverişli teknoloji
sistemlerinin tasarlanmasını ve çevre süreçlerinin incelenmesini, ayrıca
belirli binaların bu açıdan iç tasarımlarının gerçekleştirilmesini
içerir.
ÇEVRE SORUNLARI
BİLİMSEL KOMİTESİ [ SCOPE=
Scientific Committee on Problems of the Environment ] Başlıca
ilgi alanı çevreyi iyileştirmek ve kirlilikle ilgili çeşitli sorunları
incelemek olan uluslararası kuruluş.
ÇEVRE YOLU [ Beltway
] Kentsel bir alanı çevreleyen, ana ulaşım arterlerine bağlı yol.
ÇEVRE YÖNETİMİ
[ Environmental management ] Toprak , su ve hava gibi doğal
kaynakların çevresel açıdan kabul edilebilir uygulamalar yoluyla
kullanılması.
ÇEVRE YÖNÜNDEN
DUYARLI ALAN [ ESA= Environmentally senstive area
] Bir ülkenin doğal yerleşimleri ve süregelmekte olan tarımsal
etkinlikleri korumak ya da modern, yoğun tarımdan geleneksel olana geçmek
için özel önlemler almak gereğini duyduğu alanlar için kullanılan
terim.
ÇEVRESEL ETKİ
DEĞERLENDİRMESİ [ ELA =
Environmental impact assessment ] Yeni gelişme ve projelerin çevreye
olabilecek sürekli ya da geçici potansiyel etkilerinin, sosyal sonuçları
ve alternatif çözümleri de içine alacak biçimde analizi ve değerlendirilmesi.
ÇEVRESEL ETKİ
RAPORU [ Environmental impact
statement ] Çevresel etki değerlendirmesi çalışmalarının sonuçlarını
içeren detaylı rapor.
ÇEVRİLME (İNVERSİYON)
[ İnversion ] Atmosferin aşağı tabakalarında gerçekleşen ve soğuk
hava katmanının daha yukarıdaki sıcak hava katmanı tarafından
tutulmasıyla oluşan atmosfer olayı, Rüzgar olmadığı zaman,
kirleticilerin dağılması olanağı bulunamaz ve büyük hava kirliliği
olayları gerçekleşebilir.
ÇIKIŞ KANALI
[ Outlet channel ] Sıvı atığı toplayıp götürmeye yarayan su
yolu ya da drenaj kanalı.
ÇIKIŞ-YERİVARIŞ
YERİ ARAŞTIRMASI [O-D Survey
= Origin destination survey ] Bir ulaşım planlama tekniği.
ÇİNKOLU SU KİRLİLİĞİ
[Zinc water pollution ] Galvanizleme, polimer işleme ve diğer
uygulamaların sonucu olarak endüstriyel atık suda ortaya çıkan
kirlilik.
ÇOCUKLARA DOKUNMAZ [ Childproof
] Çocuklar için tehlikeli olmayan.
ÇOK AİLELİ
KONUT [ Multifamily dwelling
] İki ya da daha fazla aile birimini barındıran konut.
ÇOK ÇIKIŞLI KİRLETİCİ
KAYNAK [ Nonpoint source ]
Su kirliliğine katkıda bulunan, yüzeysel su ya da yağmur akıntısı
gibi, yayılmış ve iç içe geçişmiş akıntılar.
ÇÖKELME [ Precipitation
] Elektrik alan etkimesi ya da ısısal değişme sonucunda, parçacıkların
içinde asılı bulundukları gaz akıntısından ayrılması işlemi.
ÇÖKELTME [ Sedimentation
] Katıların yer çekimi nedeniyle çökelmesi doğal süreci; atık
suyun işleme tabi tutulmasında, erozyon güçleri aracılığıyla parçacıkların
ayrılması ve taşınması süreci.
ÇÖKELTME TANKI
[ Sedimentation tank ] Çökeltilebilir
katıların atık sudan ayrıldığı atık su işleme tesisinin bir bölümü.
ÇÖLLEŞME
[ Desertification ] Genellikle aşırı otlatma, yaygın ormansızlaştırma
ya da aykırı tarım ve sulama uygulamaları sonucunda toprağın çöl
haline gelmesi sürece.
ÇÖP [ Garbage
] Evlerden ya da ticari amaçla gıda hazırlanması ve kullanılmasından
kaynaklanan hayvan, sebze ve meyve atığı; genelde tüm atık ürünler
için kullanılır.
ÇÖP BOŞALTMA
[ Tipping ] Çöpün açık alanlara dökülmesi.
ÇÖP ISLAHI [Refuse
reclamation ] katı atığın yararlı ürün
haline getirilmesi.
ÇÖPLÜK [ Dump
site ] Çöp gibi katı atıkların boşaltılıp
üstü açık bırakıldığı atık tasfiye alanı.
ÇÖZÜNMÜŞ
OKSİJEN [CD = Dissolved
oxygen ] Su veya atık su içinde çözünmüş halde bulunan oksijen
miktarı.
ÇÜRÜME [ Putrefaction
] Anaerobik haldeki maddenin organik ayrışması; bu süreç sonunda kötü
kokulu gazlar ve oksitlenmesi tamamlanamamış ürünler oluşur.
ÇÜRÜME VE
ÇÜRÜTME [ Digestion ] Enzimlerin
etkisiyle organik dönüşmesini ifade etmekte kullanılan, atık su arıtımıyla
ilgili terim. Örnek: Lağım çamurunun anaerobik çürütülmesi.
Başa
Dön
D
DAĞILMA
[ Dispersion ] sözgelimi, bir doğal kaynaktaki yoğunlaşmış
kirleticinin yayılma süreci.
DAĞINIK YAYILMA
[ Sprawl ] Kentsel gelişmenin civardaki kırsal kesime doğru
denetimsiz yayılması.
DALGA GÜCÜ [ Wave
power ] deniz suyu devinimlerinin oluşturduğu
gücün enerji üretiminde kullanılabileceği, potansiyel yenilenebilir
enerji kaynağı.
DALGAKIRAN [ Jetty
] Bir limanı akıntılarından ve gelgitlerden korumak amacıyla gelgite
açık koylarda, göllerde ya da ırmaklarda gerçekleştirilen yapı.
DAMITMA TESİSLERİ
[ Distillation plants ] Tuzlu suyu içme suyuna dönüştüren büyük
ölçekli tesisler.
DAMLATMALI FİLTRE
[ Trickling filter ] Atık suyun arıtılması sürecinde ikincil arıtma
tesislerinde kullanılan biyolojik filtre. Filtre, atık suyun püskürtüp
serpildiği 5-10 cm boyutunda taşlardan oluşan 1-2 m derinliğinde ve
10-30 m çapında bir yataktır. Taşlar arasında büyüme olanağı
bulan mikroorganizmalar, akış süresi içinde organik maddeleri ayrıştırırlar.
DARBE ÖLÇER [ Impactor;
Impinger ] Maddeleri çarpma (darbe) noktasında
toplayan ve ölçen alet.
DAYANIKLI KİMYASALLAR
[ Persistent chemicals ] Zararsız hale getirilmelerini ya da
giderilmelerini sağlayacak biyolojik ve kimyasal süreçlere karşı
dirençli toprak ve su kirleticileri. Bunlara örnek olarak kurşun, bakır,
arsenik, ya da tarım ilaçları, sert deterjanlar (biyolojik olarak
bozunmayan) ve radyonüklidler (radyoaktif çekirdekler) gösterilebilir.
DBA [ Decibel A
] Desibel A.
DDT [ DDT
] Diklorodifeniltrikloretan'ın kısa yazılışı; son derece kuvvetli
bir böcek öldürücü. Kalıntıları yaklaşık 15 yıl varlığını sürdürür.
DEĞİŞİM
DERECESİ [ Gradient ] Isı,
basınç, yoğunluk, nem gibi çevreyi etkileyen bir niceliğin değerindeki
değişme.
DEMOGRAFİ
[ Demography ] Genellikle istatistik teknikler kullanılarak nüfusun
incelenmesi.
DEMOGRAFİK GEÇİŞ
[ Demographic transition ] Genellikle ekonomik ve toplumsal gelişmeye
bağlı olarak, belli bir nüfusun doğum oranında gözlenen düşme eğilimi.
DENGELİ NÜFÜS
[ Equilibrium population ] Değişmeyen nüfus; belli bir sürede
doğum sayısı ölüm sayısına eşit olan nüfus.
DENİZ DİBİ BÖLGESİ
[ Benthic region ] Hem kıyı hem de derin deniz tabanı olmak üzere,
bütün okyanus dibini kapsayan deniz bölgesi.
DENİZ DİBİ SONDAJI
[ Offshore drilling ] Pahalı donanım ve yüzer platformlar
kullanarak deniz altından petrol ve gaz çıkarılması.
DENİZ EKOSİSTEMİ
[ Marine ecosystem ] Okyanusların ve denizlerin ekosistemleri;
pellajik ve bentik bölümler olarak ikiye ayrılır.
DENİZ ISI ENERJİSİ
ÇEVRİLMESİ [ Ocean thermal
energy conversion ] Deniz yüzeyinde güneşle ısınan su ile yüzeyin
altındaki soğuk su arasındaki ısı farklarından yararlanmak suretiyle
enerji üretilmesi yöntemi.
DENİZ KİRLİLİĞİ
SÖZLEŞMESİ [ MARPOL =
Marine Pollution Convention ] uluslar arası Deniz Kuruluşunun (IMO)
önderliğinde kabul edilen ve yakıt taşıyan tankerlerin deniz kirliliğine
yol açmalarını önlemek amacıyla oluşturulan sözleşme.
DENİZ KİRLİLİĞİNİ
ÖZLEME PROGRAMI (MARPOLMON) [Marine
Pollution Monitoring Programme ] Deniz Kirliliği Sözleşmesinin
bir uygulaması.
DENİZ SEDDİ
[ Seawall ] Sahili koruyan ve iç kısımlara yönelik taşkınları
önleyen, sahil şeridindeki sağlam duvar.
DENİZE ÇÖP DÖKME
[ Ocean dumping ] Lağım çamuru, taranmış materyal, sanayi atıkları
ya da diğer maddelerin de içinde bulunduğu atıkların denize dökülmesi.
DEPREM
ZARARLARININ AZALTILMASI [ Earthquake hazard mitigation
] tahmin, uyarı sistemleri ve özellikle depreme dayanıklı yapı inşaası
gibi yöntemlerle, depremlerin insan yaşamına ve mallara verebileceği
zararların asgariye indirilmesi.
DERİN DENİZ DİBİ
BÖLGESİ [ Abyssall-benthic
zone ] Okyanusun en derin yerleri.
DERME ÇATMA
KONUT [ Jerry built housing
] Genellikle hemen kâr etmek için yetersiz malzeme ve işçilikle inşa
edilen konut.
DESİBEL
[ Decibel ] Sesin şiddetinin ölçülmesinde kullanılan uluslar
arası birim. Kısaca dB olarak yazılır.
DETERJANLAR [ Detergents
] Yaygın olarak kullanılan, yüzey aktif temizleme maddesi. Bakterileri
ve organizmaları da yok eden deterjanlar su kirliliğinin başlıca
nedenlerinden biridir.
DETRİTUS
[ Detritus ] Göllerin dibini ya da ormanların tabanını zenginleştiren
ayrışmış madde.
DEVRİ SÜREÇ
[ Circular process ] Atıkların yeniden işlenip kullanılır hale
getirilmesi; atıkların yeniden kullanımı.
DEVRİDAİM
[ Flow through ] Kesintisiz dolaşım.
DEZENFEKSİYON
(MİKROPSUZLAŞTIRMA) [ Disinfection
] Hastalık yapıcı organizmaların, sözgelimi, klorlama yoluyla yok
edilmesi.
DIŞ KAYNAKLI KİRLİLİK
[ İmission ] Uzaktaki bir hava kirlilik kaynağı nedeniyle oluşan
yerel hava kirliliği.
DIŞ KITA SAHANLIĞI
[ OCS = outer continental shelf ] Bir ülkenin kıyılarında,
birkaç kilometreden 400 kilometre uzaklıklara kadar uzanabilen; ve
genellikle ait olduğu ülkenin, petrol, gaz ve mineral kaynakları bakımından
yararlanma hakkına sahip olduğu kabul edilen deniz bölgesi.
DIŞKI ORGANİZMALARI
[ Fecal coliform organisms ] İnsanların ve hayvanların bağırsaklarında
bulunan bakteri grubu; bu organizmaların çevre sularındaki varlığı,
hastalık yapan organizmaların da bu sularda varlığının işareti
olarak kabul edilmektedir.
DIŞSALLIKLAR
[ Externalities ] Başkalarının etkinliklerinin bir sonucu olarak
bir toplumsal grubun ödemek zorunda kaldığı sosyal maliyet ya da elde
ettiği sosyal fayda.
DİELDRİN
[ Dieldrin ] Oktaloks diye de bilinen, klorlu hidrakarbonlar sınıfından
beyaz kristalimsi tarım ilacı. Birçok haşarat açısından zehirli
etkiye sahip ve bazı kuşlar için de öldürücüdür.
DİFFÜZÖR
[ Diffuser ] Gaz veya sıvıyı karıştırıldığı ortama daha
iyi dağıtmak amacı ile kullanılan ve besleme borusunun ucunda bulunan
ince delikli aygıt.
DİMETİL SÜLFİT
[ DMS ] Oksitlendiğinde asit tortulanmasına katkıda bulunan,
kirlilik koşullarında artan, planktonların ürettiği kimyasal madde.
DİNLENME SİSTEMİ
[ Recreation system ] Topluluğa dinlenme eğlenme olanakları sağlayan
tesislerin ve programların bütününü ifade etmek için kullanılan
terim.
DİOKSİN
[
Dioxin ] Bitki öldürücülerde bulunan, son derece zehirli
maddeler kümesi.
DİC
[ Dissolved inorganic carbon ] Çözünmüş inorganik karbon.
DİP
[
Dissolved inorganic phosphorus ] Çözünmüş inorganik fosfor.
DİSTROFİK GÖLLER
[ Dystrophic lakes ] Çok düşük kireç içeriğine ve yoğun
humusa sahip bundan dolayı da suyun kahverengi renk aldığı göller.
DİYALİZ
[ Dialysis ] Atık su arıtımında kullanılan, büyük organik
parçacıkları küçüklerden ayırma yöntemi.
DM [ Dry matter
] Kuru madde.
DO [ Dissolved
oxygen ] Çözünmüş oksijen.
DOBSON BİRİMİ
[ Dobson unit ] Ozon ölçümünde kullanılır; bir dobson birimi,
milimetrenin yüzde birine eşittir.
DOĞA KORUMA
ALANI [ Nature preserve ]
Doğal çevrenin koruma ve inceleme amaçlarıyla korunduğu alan.
DOĞAL AYIKLANMA
[ Natural selection ] Bazı organizmaların belirli bir çevrenin
koşullarına daha iyi uymalarından ötürü çoğalarak yaşamlarını sürdürmesi.
DOĞAL GAZ
[ Natural gas ] Yerkabuğunun altında, belli jeolojik oluşumlarla
gerçekleşen, metan ve hidrokarbonlar içeren yakıt.
DOĞAL KAYNAK
[ Natural resource ] Çevrede doğal olarak gerçekleşen su, hava
ve gaz gibi kaynaklar.
DOĞAL RADYASYON
[Natural radiation ] Esas olarak toprakta ve kayalarda ayrışan
uranyumun yol açtığı, radon gibi gazlar çıkaran radyasyon.
DOĞRUSAL KİRLETİCİ
KAYNAK [ Line source ] Bir
doğru boyunca kirlilik emisyonu ya da deşarjı. Tıkanık bir çevre
yolunda yol boyunca hareket halindeki trafiğin oluşturduğu hava kirliliği
doğrusal bir kaynak oluşturur.
DOĞUM HIZI
[ Birth rate ] Belirli bir grubun birim zamanda olarak ifade edilen
doğum oranı. Belli bir alanda her 1.000 kişilik nüfus başına yıllık
doğum sayısı ise "kaba doğum hızı" olarak adlandırılır.
DOĞURGANLIK
[ Fecundity ] Bir canlının doğurabilme yetisi.
DOĞURGANLIK
HIZI [ Fertility rate ]
15-44 yaş arasında, doğurma çağındaki her 1.000 kadın başına düşen
canlı doğum sayısı.
DOLGU [ Riprap
] Set erozyonunu önlemek için düzensiz biçimde biraraya konmuş kırık
kaya, taş ya da betondan yapılma duvar.
DOLGU YAPILANMA
[ İnfill development ] Kent dokusunda yayılmış
haldeki, genellikle küçük boyutta oldukları için boş kalmış
arsaların konut ya da konut-dışı amaçlarla yapılanması.
DOLGU KULE [ Packed
tower ] Kirli havanın dolgu maddesi
(seramik parçaları, ağaç yongası vb.) doldurulmuş bir kuleden geçirilmesi
ve bu arada dolgu materyalinin üzerine sıvı püskürtülerek
kirleticilerin soğurulması esasına dayalı kirlilik denetim aygıtı.
DOM [ Dissolved
organic matter ] Çözünmüş organik
madde.
DMS [ Dimethyl
sulfide ] Dimetil sülfit.
DNT [ Dinitrotoluene
] Dinitrotoluen.
DUMAN [ Fumes
] Buharların yoğunlaşmasından ya da
kimyasal tepkimeden oluşan, genellikle 5 mikrondan küçük, solunabilir
ve bulut görünümündeki uçucu katı parçacıklar.
DUMAN [ Smoke
] Sözgelimi kömür gibi bir yakıtın
eksik yanması sonucunda oluşan, minik parçacıklardan ibaret, gözle görülebilir
gaz halindeki süspansiyon.
DUMAN ÖLÇER [ Smokemeter
] Baca ve egzos gazlarının yoğunluğunu ölçmeye yarayan aygıt.
DURULTMA [ Clarification
] Çökebilir nitelikteki yüzen katı maddelerin çökeltme, havalandırma
ve süzme yoluyla atık sudan ayrılması.
DURULTMA ODASI [
Settling chamber ] Yakma bacalarında ya
da sınai işlemlerden çıkan gazlardaki partikül maddelerin ön arıtımında
kullanılan ve doğal bir çekme bacasıyla çalışan oda. Bu oda da iri
partikül maddeler yerçekimi etkisi ile çöktürülür ve toplanır.
DURULTMA TANKI [
Settling tank ] Damlatmalı filtre veya
aktif çamur süreci sonunda kısmen arıtılmış atık suyun, sıvı ve
katı bileşenlerin ayrılabileceği biçimde çökeltildiği tank.
DUV [ Dangerous
ultraviolet ] Tehlikeli ultraviyole (morötesi)
DÜNYA ÇEVRE VE
GELİŞME KOMUSYONU [ WCED =
World Commision on Environment and Development ] Ekonomik gelişmeyi
yadsımayan, ancak dünya çevresini tehdit etmeyen çevre ve enerji
politikalarının benimsenmesi gerektiğini savunan Brundtland Raporunu
hazırlayan, Birleşmiş Milletler'in oluşturduğu bir komisyon.
DÜŞEY KALKIŞ
VE İNİŞ [ VTOL = Vertical
takeoff and landing ] Havalanlarında alan ekonomisi sağlayan ve ayrıca
geleneksel kalkış ve inişlerdeki belli tehlikeleri gideren düşey kalkış
ve inişe elverişli uçak.
DÜZEY [ Grade
] Yer seviyesi.
Başa
Dön
E
EAA [ Electrical
aerosol analyser ] Elektrikli aerosol
analizci.
EC [ Effect
concentration; environmental concentration
] Etki yoğunlaşması; çevresel yoğunlaşma.
Ecd [ Electron
capture detector ] elektron tutma detektörü.
EDAFİK
[
Edaphic ] Toprakla ve onun bitki ve hayvan yaşamı üzerindeki
etkisiyle ilgili.
EF
[
Emission factor; enrichment factor ] Emisyon etkeni.
EFEO
[ Environmentally favorable energy options ] Çevre yönünden
elverişli enerji seçenekleri.
EİA
[
Environmental impact assessment ] Çevresel etki değerlendirmesi.
EİL
[ Environmental impairment liability ] Çevresel bozulmanın
sorumluluğu.
EKİSTİK
[ Ekistics ] İnsan yerleşimlerini inceleyen bilin dalı.
EKMAN TABAKASI [
Ekman layer ] Yakın atmosferde rüzgarın
veya okyanuslarda üst akıntıların yükseklik veya derinlikle yön değiştirdiği
tabaka.
EKOLOJİ
[
Ecology ] Organizmaların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri
inceleyen bilim dalı.
EKOLOJİK KONUM
[ Niche ] Bir türün yaşamını sürdürmesi için gerekli tüm
koşulları sağlayan ekolojik yaşama ortamındaki yeri,
EKOSFER [ Ecosphere
] Yeryüzünün canlıları içeren bölümü; biyosfer ve karşılıklı
etkileşimin söz konusu olduğu atmosfer, hidrosfer ve litosfer kesitli.
EKOSİSTEM
[ Ecosystem ] Birbirleri ile ve cansız ortamla ilişki içinde
olan kendi içinde yeterli bitki ve hayvan topluluğu.
EKOTON [ Ecotone
] Yağmur ormanı ile ona bitişik ağaçlık ya da otlak gibi iki
ekolojik topluluk arasındaki geçiş alanı.
ELEKTRODİYALİZ
[ Electrodialysis ] Suyun tuzunun giderilmesinde kullanılan
elektro kimyasal işlem.
ELEKTROSTATİK
ÇÖKTÜRÜCÜ [ Electrostatic
precipitator ] Yüklenmiş parçacıkların çöktürülmesi süreci
ile bu parçaları taşıyan gazın atmosfere bırakmadan önce tabi
tutulduğu etkili temizleme yöntemi,
ELEME [ Screening
] Yüzen ve asılı duran iri katı maddeleri lağım suyundan bir tür
elek kullanarak gerçekleştirilen ayırma işlemi; bir komposttan yabancı
maddelerin ayrılması.
EMİSYON
[
Emission ] Gaz ya da gaz ve partikül karışımlarının atmosfere
verilmesi.
EMİSYON
ENVANTERİ [ Emission
inventory ] Belirli bir coğrafi alanda havaya boşaltılan başlıca
hava kirleticilerinin listesi. Listeleme miktar (gün/ton) ve kirlilik
kaynağı göz önüne alınarak yapılır.
EMİSYON
STANDARDI [ Emmission standard
] Belli koşullarda belli bir kaynaktan yasal olarak boşaltılabilen
azami kirletici miktarı. Boşaltım standardı olarak da adlandırılır.
EN İYİ
KULLANILABİLİR TEKNOLOJİ [ BAT
= best available technology ] Maliyeti göz önüne almaksızın ya da
uygulanmasının gerekliliği kanıtlanmış, kirliliği maksimum
azaltabilen teknoloji. Optimum teknolojik süreç.
EN KULLANIŞLI
ÇEVRESEL SEÇENEK [ BPEO =
Best practicable environmental option ] Belirli bir ortamda (deniz,
hava, toprak ) bir kirleticiye karşı getirilen çözümün bir diğer
ortamda kirliliğe yol açabileceği olasılığın göz önünde
bulundurulması gerektiğini vurgulayan kavram.
EN OLASI SAYI
[
MPN = Most probable number ] Kirlenmiş sudaki bakterilerin sayısının
olasılık formüllerine dayalı olarak istatistiksel tahmini.
EN YÜKSEK VE EN
İYİ KULLANIM [ Highest and
best use ] Bir yerin (yörenin) optimal kullanımı.
ENDEMİK
[ Endemic ] Belirli bir bölgenin yerli türü.
ENDRİN
[ Endrin ] Klorlu hidrokarbonlar sınıfından çok zehirli, geniş
spektrumlu böcek öldürücü.
ENDÜSTRİYEL ATIK SU
[ İndustrial sewage ] Endüstriyel işlemlerden oluşan atık su. Ham
maddelerden, ürünlerden ya da imalatta kullanılan maddelerden kaynaklanır.
ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ
[ Energy conversion ] Bir enerji biçiminin diğerine dönüşmesi.
ENERJİ
KORUNMASI [ Energy
conservation ] İnşaat yasaları, toprak kullanım yönetmelikleri,
ulaşım politikası ve alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili olarak
enerji kaynaklarının denetimli kullanımı.
ENGELLEYİCİLER
[ Inhibitors ] Bir sistemin işleyişini durduran ya da yavaşlatan
kimyasal maddeler; bozulmayı önlemek için petrol ürünlerine eklenen
maddeler.
ENTROPİ
[ Entropy ] Yararlanılamayan enerjinin ölçümü; bir sistemdeki
düzensizliğin düzeyinin ölçümü.
ENZİM
[
Enzyme ] Canlı maddeye özgü katalizör.
EPA [ Environmental
Protection Agency ] Çevre koruma ajansı.
EPİDEMİOLOJİ
[
Epidemiology ] Bir nüfus topluluğundaki hastalıkların sıklıklarınınve
yaygınlıklarının incelenmesiyle ilgili tıp bilimi.
EQO [ Environmental
quality objective ] Çevre kalite hedefi.
EQS [ Environmental
quality standard ] Çevre kalite standardı.
ER [ Endogenous
respiration ] İç solunum.
ERİŞİM DIŞI
ALAN [ Nonattainment area
] Herhangi bir hava kirletici madde açısından ulusal hava kalitesi
standartlarını aşan alan.
EROZYON [ Erosion
] Havanın ya da insanların müdahalesi sonucunda kaya parçacıklarının
ve toprağın asıl yerlerinden kopmaları, taşınmaları ve başka bir
yerde kalmaları süreci.
ESA [ Environmentally
sensitive area ] Çevre yönünden duyarlı
alan.
ESER ELEMENTLER
[ Trace elements ] Havada, suda ve
yiyeceklerde çok düşük yoğunluklarda bulunan kurşun, bakır, çinko,
arsenik, civa ve vanadyum vb. gibi elementler.
ESMER KÖMÜR
[ Brown coal ] Düşük kaliteli kömür; linyit.
ESNEK ZAMAN [ Flexible
time ] Değişken çalışma saatleri.
EŞBASINÇ EĞRİLERİ
[ Isobars ] Hava haritalarında eşit barometrik basınç noktalarını
birleştiren çizgiler; bu çizgiler, kirlilik dağılması için önem taşıyan
hava akımı detaylarını oluşturur.
EŞİK DOZU
[ Threshold dose ] Bir maddenin ölçülebilir bir etki yaratmak için
uygulanması gereken asgari dozu. Ölçülebilir asgari doz.
EŞİK SINIRI DEĞERİ
[ TLV = Threshold limit value ] Bir işçinin maruz kalabileceği
ve kendisi için tehlikeli olmayan azami kirletici dozu.
ETEK [ Boom
]
Sudaki yağ serpintilerinin yayılmasını önlemek için kullanılan aygıt.
ETOBUR ; ETÇİL
[ Carnivore ] Et yiyerek enerji sağlayan canlı.
EV İÇİ ALERJİ
YAPICILAR [ Indoors allergens
] Hayvan ve bitki artıkları, polen, spor ve alg (su yosunu) içeren ev içi
tozları.
EVSEL ATIK SU [ Domestic
sewage ] Evlerin ve işlerlerinin oluşturduğu
ve fabrikaların endüstriyel nitelik taşımayan pis sularının da dahil
olduğu atık su.
EVSEL ATIK SU
ARITIMI [ Sewage treatment ] Sağlığa
ve çevreye yönelik tehlikenin azaltılması amacıyla atık suyun arıtılması
işlemi; ilkin mekanik işlemlerin kullanıldığı, daha sonra bunu
biyolojik ve kimyasal işlemlerin izlediği bütünsel bir süreç.
EVSEL ATIK SU
ARITMA TESİSİ [ Sewage treatment plant
] İçinde atık suyun işleme tabi tutulduğu ve nihai tasfiye aşamasına
hazırlandığı yan tesis.
Başa
Dön
F
FAUNA [ Fauna
] Jeolojik bir dönemle ya da yöreyle ilgili, insanlar dışındaki
hayvanların tümünün yaşamı.
FENOLLER [ Phenols
] Tarım ilaçlarının, eczacılıktaki ürünlerin, sepilemedeki etki
maddelerinin, reçinelerin ve boyaların üretiminde kullanılan, insan ve
su yaşamı bakımından zehirli etki taşıyan endüstriyel atık suda
bulunan aromatik bileşikler.
FERAL [ Feral
] Yabani koşullarda yaşayan hayvanlar ya da bitkiler.
FİTOPLANKTON
[
Phytoplankton ] Bitkisel plankton.
FİZİKO-KİMYASAL
ARITIM [ Physico-chemical
tretment ] Atık su arıtımında pıhtılaştırma, yumaklaştırma
ve çöktürme gibi fiziksel ve kimyasal süreçleri içeren arıtım
basamaklarının tümü.
FLOR [ Fluorine
] Klora benzer, tepkime yapan gaz.
FLORA [ Flora
] Bir jeolojik dönem ya da yöre ile ilgili bitki yaşamı.
FLORİDLER
[ Fluorides ] Flor içeren bileşikler.
FOSFATLAR [ Phosphates
] Bitkiler için gerekli besin niteliği taşıyan ve insan ve hayvan gıdasının
normal bileşeni olan fosfor bileşikleri; aynı zamanda lağım suyu ve
tarımsal yüzey akışlarında da oluşur ve su oluşumlarında ötrofikasyona
neden olur.
FOSİL YAKITLAR
[ Fosil fuels ] Kömür, petrol, doğal gaz vb. gibi doğal organik
yakıtların tümü. Fosil yakıtlar bitki ve hayvan maddesinin
milyonlarca yıl boyunca toprak altında ayrışmasından oluşur.
FOSJEN [ Phosgene]
Renksiz, tahriş edici gaz.
FOTOKİMYASAL
DUMAN [ Photochemical smog
] Endüstriyel işlemlerden ve otomobil egzıs gazlarından kaynaklanan
hidrokarbon ve azıt oksitleri emisyonlarının kirlettiği havada
kuvvetli güneş ışığının etkisiyle gerçekleşen fotokimyasal
tepkimenin oluşturduğu duman ya da pus.
FOTOSENTEZ [ Photosynthesis
] Klorofil içeren bitkilerin atmosferdeki karbondioksitten ve sudan, güneş
ışığını enerji kaynağı olarak kullanarak karbonhidrat oluşturması,
serbest kalan oksijenin ise atmosfere bırakılması süreci.
FOTOVOLTAİK YÖNTEM
[ Photovoltaics ] Günüş enerjisi örneğinde olduğu gibi,
fotosel kullanarak ışıktan elektrik üretme yöntemi.
FPOM [ Fine
particulate organic matter ] İnce parçacıklı
organik madde.
FPC [ Fish
protein concentrate ] Konsantre balık
proteini.
FREATİK
[ Phreatic ] Yer altı suyuyla ilgili.
FREON [ Freon
] Yaygın biçimde kullanılan
klorofluorokarbon.
Başa
Dön
G
GAC [ Granular
activated carbon ] Taneli aktif karbonu.
GAMMA RADYASYON
[ Gamma radiation ] Çok kısa dalga
boyundaki elektromanyetik radyasyon.
GARP [ Global
Atmospheric Research Programme ] Global
Atmosfer Araştırması Programı.
GAZ KROMATOGRAF
[ GC = Gas chromatograph ] Bir gaz veya
sıvı karışımın içindeki maddelerin ( gazların veya uçucu sıvıların
) oranlarını belirleyebilen analiz cihazı.
GAZ DEZENFEKTAN
[ Fumigant ] Gazlaştırılmış böcek
öldürücü. Genellikle yapılarda yada seralarda kullanılır.
GCM [ General
circulation model ] Genel dolaşım modeli.
GECEYARISI ÇÖP
DÖKME [ Midnight dumping ] Gizli, yasa
dışı çöp dökme.
GEMS [ Global
Environmental Monitoring System ] Global Çevre
İzleme Sistemi.
GEZEREV [ Mobile
home ] Su ve elektriği bulunan, içimde yaşamaya
mahsus karavan.
GIDA KATKI
MADDELERİ [ Food additives ]
Gıda maddelerine dayanıklılık, çekicilik, kıvamı tat yada hazırlama
kolaylığı sağlamak için, hazırlanmaları yada işlenmeleri sırasında
özellikle katılan maddeler.
GİRDAP
[
Eddy ] Havanın ve su akımlarında türbülansın neden olduğu
her türlü boyutta anafor hareketi.
GİRDAP
YAYILMASI [ Eddy diffusion ]
Çalkantılı ( turbulant ) bir akış rejiminde bulunan yabancı
maddelerin moleküler difüzyona kıyasla çok daha büyük bulutlarda yayılımı.
GİRDİ
[ Input ] Girdi, kirlilik bağlamında, bir ortamda bulunan ve çevre
için zararlı kirleticiler içeren her tür gaz yada sıvı atıkları
ifade eder.
GİZLİ YAĞIŞ
[ Occult precipitation ] Potansiyel bir kirlilik nedeni oluşturan
ve ağaçlarla bitkileri etkileyen, yağmur dışındaki nem durumu.
GOR [ Gas/oil
ratio ] Gaz/yağ oranı.
GÖLET [ Pond
] Genellikle gölden küçük ve havuzdan büyük, doğal yada yapay
olarak yapılmış su oluşumu.
GRAS [ Generally
recognized as safe ] Genellikle emniyetli
kabul edilen.
GRİ ALAN
[ Gery area ] Afet alanı; ortalam alan-ekonomik açıdan gelişmesi
bazı yörelerden daha hızlı, bazılarında daha düşük seyreden ara
alan.
GROYN [ Groyne
] Kum hareketlerini önlemek, kum kaybını asgariye indirmek ve belli bir
kumsal kesimini korumak için kıyıya dik olarak inşa edilen mendirek.
GRUP [ Cohort
] Ortak bir istatistik niteliğe sahip bireylerden oluşan bir grubu
belirtmek için kullanılan demografik terim.
GRUP DAVASI
[
Class action ] Vatandaş davası diye de adlandırılır. Ortak çıkarlara
sahip bir grubun temsilcisi olarak birden fazla kişinin dav açmaları
yada haklarında dava açılması durumu. Genellikle çevre ile ilgili
davalarda kullanılır.
GRUP YAŞAMLILIK
YÖNTEMİ [ Cohort survival
method ] Yaş ve cinsiyete göre ayrılmış nüfus gruplarının,ölümlülük,
doğurganlık ve göç olasılıkları gözönüne alınarak gelecekteki
bir tarih itibariyle yaşlanmasını inceleyen nüfus projeksiyonu yöntemi.
GÜBRELER [ Fertilizers
] Ekinlerin büyümesini sağlamak için toprağa eklenen maddeler. Doğal
inorganik gübreler hayvan gübresi, kompost ve talaş içerir; inorganik
gübreler ise ezilmiş kireçtaşı,alçıtaşı,kükürt ve kaya fosfatı
içerir. Bunun yanı sıra sentetik olarak üretilen büyük miktarlarda
azot, potasyum, fosfor ve sülfür bileşikleri kullanılır.
GÜNLÜK ÖRTÜ
[ Daily cover ] Dökülen katı atığı
örtmek üzere bir günde serpilmesi gereken toprak.
GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
[ Noise pollution ] İnsanlar üzerinde olumsuz fizyolojik ve
psikolojik etkiler yaratan, arzu edilmeyen sesler. Gürültü kirliliğinin
başlıca kaynakları arsında uçakların çalışması, yol trafiği, inşaat
ve ağır donanım bulunmaktadır.
GÜRÜLTÜ VE
SAYI İNDEKSİ [ Noise and
number index ] İngiltere'de Heathrow hava limanı yöresinde yapılan
bir araştırmaya dayanılarak geliştirilen, uçak gürültüsünden
kaynaklanan rahatsızlığın ölçülmesine yönelik indeks.
GW [ Gross
weight ] Brüt ağırlık.
Başa
Dön
H
HALİÇ [
Estuary ] Gel-git olayından etkilenen geniş ırmak ağzı.
HAREKETLİ KAYNAK [
Mobile source ] Otomobil, motosiklet, uçak, gemi gibi hareket
halindeki hava kirliliği oluşturucular.
HARİTA ÇAKIŞTIRMA
TEKNİĞİ [ Map overlay rechnique ] Potansiyel deprem tehlikesi ve
toprak geçirgenliği gibi etkenlerin saptanması da dahil, toprak kullanımı
planlamasında kullanılan mekansal verilerin sentezi yöntemi.
HASTALIK YAPICI
[
Pathogen ] Hastalık oluşturan herhangi bir etki maddesi; genellikle bu
terim, hastalığa yol açan canlı bir organizmayı anlatmakla sınırlı
tutulmaktadır.
HASTALIK HIZI
[ Morbidity rate ] Belli bir dönemde, belli bir alandaki belli bir nüfus
açısından, belirli bir hastalığın beher 1.000 yada 100.000 kişi başına
gerçekleşme oranı.
HAVA KALİTE
STANDARTLARI [ Air quality
standarts ] Bir bölgede belirli bir zaman sürecinde aşılmaması
gereken hava kirletici konsantrasyonları.
HAVA KALİTESİ
YÖNETMELİĞİ [ Hava kalitesi
standartları ve diğer tedbirleri içeren yönetmelik.
HAVA KALİTESİNİN
İZLENMESİ [ Air quality act. ]
Hava kaynağından sürekli örnek alınması ve analiz edilmesi.
HAVA KİRLİLİĞİ
[ Air pollution ] Toz, gaz, sis, koku, duman
yada buhar gibi kirleticilerin insan, bitki ve hayvan yaşamına yada
maddi nesnelere zara verecek , yada yaşamdan, maddi nesnelerden rahatça
yaralanmasına engel olacak miktar, yoğunluk ve zamanda atmosferde
bulunması.
HAVA KİRLİLİĞİ
DENETİMİ [ Air pollution control ] Temiz hav kriterlerinin ve
standartlarının saptanması ve uygulanması.
HAVA KİRLİLİĞİ
OLAYI [ Air pollution epidose ] Hava Kirliliği Salgını diyede
adlandırılan ve günlerce devam eden akut hava kirliliği olayı.
HAVA KİRLİLİĞİ SÜZGECİ
[ Air pollution filter ] Baca yada havalandırma çıkışlarında belirliği
büyüklüğe kadar olan parçacıkları süzen aygıt.
HAVA KUŞAĞI [
Airshed ] Belli bir yörenin atmosfer kuşağı ( bölgesi )
HAVA-YER ARA YÜZEYİ
[ Air-ground interface ] atmosferin alt
tabakalarının yerle tepkime ilişkisi içinde olduğu sınır.
HAVADAKİ VE SUDAKİ
AZOT BİLEŞİKLERİ [ Nitrogen compounds in air and water ] Bunlar
havayla suyun kalitesini önemli ölçüde etkiler ve kirliliğin başlıca
nedenlerini oluştururlar.
HAVALANDIRMA
[ Aeration ] özellikle atık su arıtma sürecinin bir bölümü olarak,
havalı koşulların yaratılması amacıyla suya hava verilmesi.
HAVALANDIRMA
TANKI [ Aeration tank ] Havalandırma
işlemini yapıldığı tank.
HAVAYLA TAŞINAN
KALINTILAR [ Airborne residuals ] Havadaki duman ve toz.
HAYVANLARA YASAK
BÖLGE [ Livestock exclusion zone
] Büyük ve küçükbaş çiftlik hayvanlarına yasaklanmış bölge.
HEKSAKLORBENZEN
[ Heptachlor ] Klorlu hidrokarbon grubundan bir
böcek öldürücü.
HER BESİNİ YİYEN
[ Omnivore ] Hem bitki hemde hayvan tüketerek
enerji sağlayan organizma.
HETEROTROF
[ Heterotroph ] Enerjiyi karmaşık organik maddelerin kimyasal ayrışmasından
sağlayan organizmalar yada hayvanlar.
HGV
[
Heavy goods vehicle ] Ağır yük taşıtı.
HIZ KESİCİ YÜKSELTİCİ
( KASİS ) [ Steeping policeman = speed bump ] Trafiği
yavaşlatmaya zorlayan yol yüzeyindeki yapay değişme.
HİDROGRAFİK
ARAŞTIRMA [ Hydrographic survey ] Denizcilik,
mühendislik projeleri yad a diğer amaçlarla kullanılmak üzere, bir su
oluşumunun fiziksel özellikleri ile ilgili veri elde etmek için yapılan
araştırma.
HİDROJEN SÜLFÜR
[ Hydrogen sulfide ] Organik materyalin anaorebik koşullarda ayrışması
ile oluşan, çürük yumurta kokusunda, renksiz ve son derce zehirli gaz.
Hidrojen sülfür ayrıca petrol rafinerilerinde, sülfür arıtma
tesislerinde, bazı metalurjik süreçlerde ve sülfür içeren bileşikler
kullanan çeşitli kimya sanayilerinde de oluşur.
HİDROKARBONLAR
[ Hydrocarbons ] Genellikle fosil
yakıtlarda ve bu maddelerin kısmen yanmasından oluşan ürünlerde, sözgelimi
petrolle işleyen taşıtların egzos gazlarında bulunan ve yalnızca
karbon ve hidrojenden oluşan organik bileşikler.
HİDROLOJİK DÖNGÜ
[ Hydraulogic cycle ] Suyun yeryüzüyle atmosfer arasındaki sürekli dönüşümü.
HİDROLOJİK İNCELEME
[ Hydraulogic study ] Bir alanın su varlığının nicel,iksel değerlendirilmesi,
toprağın korunması, taşkın denetimi, barajlar ve su depoları tasarımı
yapılması ve bir imar çalışmasının olası etkinliklerinin
belirlenmesi amacıyla coğrafi bir alandaki suların değişik yönlerinin
sistematik değerlendirmesi nin yapılması.
HİDROSFER [
Hydrospher ] Yeryüzünün okyanuslar, göller ve ırmaklar gibi sudan oluşan
bölümü.
HİZMET ALANI
[ Catchment area ] Belirli bir programın, etkinliğin, hizmetin kullanıcılarının
çoğunluğunun bulunduğu coğrafik bölge.
Başa
Dön
I
IRMAK HAVZASI [ River
basin ]
drenaj havzalarından bir dağotom bendi ile ayrılan ırmağın
drenaj havzası.
ISI ADASI
[ Heat island ] Birbirine yakın çok sayıda ısı kaynağının
kentsel alanlarda ısının artmasına neden olarak bu alanlarla etrafları
arasında gece ısıs yönünden farklılık yaratan ve dolayısıyla sıcak
havayı ve kirleticileri tutan bir sis kubbesi oluşumuna yol açan
olumsuz durum.
ISKARTA
[
Spoil ] Madencilik çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan artık
materyal; su oluşumlarında taranarak çıkarılmış materyaller içinde
kullanılır.
IŞIK ALAN SU
TABAKASI [ Euphotic zone ]
Okyanusta fotosentezi ve bitkisel planktonların yaşamasını sağlayacak
kadar ışık alan açık deniz bölgesi.
IZGARA MODELİ
[ Gridiron pattern ] Sokakların birbiriyle dik açısıyla kesiştiği
sokak planı.
Başa
Dön
İ
İÇ SULAR
[ Inland waterd ] Denizler ve okyanuslar dışında yeryüzündeki
tüm su kaynakları.
İÇSELLEŞMİŞ
ATIK [ Internalized
waste ] Aynı tesis içinde yeniden işlenip kullanılan atık.
İÇTEN YANMALI
MOTOR [ ICE
= İnternal combustion engine ] İçinde yakıtın belirli bir alana
hapsedilerek, mekanik enerji elde etmek amacıyla yakıldığı aygıt.
İKİNCİL HAVA
KİRLİETİCİLERİ
[ Secondary air pollutants ] Atmosfer bırakılan birincil hava
kirleticileriyle atmosferde doğal olarak bulunan kimyasal maddelerin
tepkimeyegirmeleri sonucu oluşan hava kirleticileri. Bk. Birincil Hava
Kirleticileri.
İKİNCİL İŞLEM
[ Secondary treatment ] Çökelmeden sonra, aktif çamur veya çürütme
gibi biyokimyasal işlemlerle endüstriyel veya evsel atık suyunun arıtılması.
İLAVE ( ÖNLEMLER,
DONANIM )
[ Add-on (measures, equipment ) ] Kirliliği denetlemek ve sınırlamak
için kullanılan ek önlemlere yada donanım.
İLAVE SU
[
Make-up water ] Sistemde sızıntı, buharlaşma,boşa akma, patlak
gibi nedenlerden kaynaklanan kaybın giderilmesi için sağlana su.
İLERİ ARITMA
[ Advanced treatment ] Biyolojik arıtma sonrası atık suyun
kalitesini arttırmak için kullanılan fiziko-kimyasal süreçlerin tümü.
İMARLI ALAN
[
Improved land ] Su sağlanarak, kanalizasyon sistemi, yolları ve
diğer temel donanımı oluşturarak daha yararlı hale getirilmiş
toprak.
İMHOF TNKI
[
Imhoff tank ] Kompakt yapıda olduğu ve mekanik donanım gerektirmediği
için küçük arıtma tesislerinde kullanılan, içinde hem çökelme hem
de anaerobik çamur karıştırma işleminin gerçekleştiği, iki aşamalı
kağım suyu arıtma tankı.
İNSAN EKOLOJİSİ
[ Human ecology ] Bireylerin ve insan topluluklarının kendi çevreleriyle
olan ilişkisini inceleyen ekoloji dalı.
İNSAN GÜBRESİ
[ Night soil ] İnsan dışkısı.
İNSAN YERLEŞİMİ
[ Human settlement ] Bir insan topluluğunun mesken tuttuğu yer.
Geçici nitelikteki, kamp yeri gibi yerler bu tanımın dışındadır.
İNSAN VE BİYOSFER
PROGRAMI [
MAB= Man and the Biosphere Programme ] Birleşmiş Milletler Çevre
Programı'nın yürüttüğü bir çalışma.
İNSANDAN
KAYNAKLANAN [ Anthropogenically-emitted
] İnsan faaliyetleri sonucu oluşan
İNŞAATA ELVERİŞLİ
ALAN [ Buildable
area ] Potansiyel inşaatlara uygun toprak.
İOM
[
Inert organic matter ] Sabit organik madde.
İS
[
Smut ] Bacadan çıkarak civardaki alana düşen küçük kurum parçası;
sülfürük asit içeren isler asitli is olarak da adlandırılır.
İŞLETİM
KAYIPLARI [
Operational losses ] Buharlaşma ve sızıntıdan kaynaklanan su
kayıpları.
İŞYERİ HAVASI
[
Occupational air ] Fabrikalardaki yada diğer iş yerlerindeki kapalı
mekanlardaki hava.
İYON DEĞİŞMESİ
[ Ion exchange ] Sıvı atık arıtımında kullanılan, sert suyu
yeniden kullanmak için uygulanan yumuşatma işlemi. Bu işlemde sıvıdaki
istenmeyen iyonlar sıvının içinden geçirildiği reçinedeki zararsız
iyonlarla yer değiştirir.
İYONLAŞMA
[ Ionization ] Nötr bir atomun yada atom grubunun elektron kaybı
yada kazanılması yoluyla elektrik yüklü hale gelmesi süreci.
İYONOSFER
[ Ionosphere ] Atmosferin yer yüzeyinden 80 kilometre ve daha
yukarıdaki tabakaları.
İYOT 131
[ Iodine 131 ] Bir gamma ışını yayıcısı ve genellikle inek sütüyle
insanlara geçebilen bir kirlilik kaynağı.
İX REÇİNE
[ IX resin ] İyon değiştirici reçine.
İZ BÖLGESİ
[ Footprint ] Uçak gürültüsünden akustik açıdan etkilenen
alan.
İZİN VERİLEBİLİR
AZAMİ YOĞUNLUK [Maximum
permissible concentration ] Normal ölçüde teneffüs edildiğinde
yada tüketildiğinde, kritik bir organ için azami makul dozu geçmeyen,
havada , suda, sütte vb. bulunan radyoizotop yoğunluğu.
İZLEME PROGRAMI
[ Monitoring program ] Herhangi bir kirletici maddenin varlığının,
etkisinin yada düzeyinin nicelik yada nitelik yönünden saptanması yada
ölçülmesi amacıyla ölçüm donanımının karmaşık bir sistemle
devreye sokulması.
İZOTOPLAR
[ Isotopes ] Aynı elemanın değişik atom ağırlığındaki
atomları.
Başa
Dön
J
JEOLOJİK HARİTA
[ Geologic map ] Kaya oluşumları ile fay hatları gibi diğer
fiziksel özelliklerin dağılımlarını ve aralarındaki ilişkileri gösteren
harita.
JEOLOJİK
TEHLİKELER
[ Geologic hazards ] Faylar, yanardağlar, heyelanlar, depremler ve
toprak çökelmeleri gibi, doğal kökenli yada insan faaliyetinin yol açtığı
tehlikeli jeolojik koşullar.
JEOSFER
[ Geosphere ] Yeryüzünün, atmosfer, hidrosfer ve biyosfer dışındaki
katı, cansız bölümü.
JEOTERMAL ENERJİ
[ Geothermal energy ] Belli elemanların radyoaktif ayrışmasından
oluşan, yeryüzünün iç ısısı; bu ısı, potansiyel olarak büyük
ve aslında ulaşılmamış bir enerji kaynağıdır.
Başa
Dön
K
KABA KİRLİLİK
[ Coarse pollution ] Ağırlık yada yoğun kirlilik; bir inçin
1/8 'inden daha büyük boyutlu, istenmeyen herhangi bir madde.
KABOT DENETİMİ
[ Cabot control ] Yüzeye
bir fitil sokup döküntüyü tu
KAÇAK
[ Blow out ] Basınç kontrolü kaybolduğunda ortaya çıkan yağ
yada gaz sızıntısı.
KAHVERENGİ
DUMAN [ Brown smoke ]
Fosil yakıtların nispeteb düşük ısıda yanmasından oluşan ve siyah
dumandan daha az yoğun duman.
KALINTI
[ Residue ] Katı atığın işlenmesi sonucunda ortaya çıkan
nihai ürün; yakma işleminden sonra fırında oluşan katı maddelerden
ibaret kalıntı.
KALINTI KLOR
[
Residual chlorine ] Klorlama işlemi sonrası suda kalan klor
miktarı.
KALMA SÜRESİ
[ Residence time ] İncelenen bir maddenin bir havuzda yada
rezervuarda kaldığı ortalama süre.
KALSİYUM HİDROKSİT
[ Calcium hydroxide ] Sönmüş kireç diye de bilinen, arıtma süreçlerinde
pH ayarlaması ve pıhtılaştırma işlemlerinde kullanılan kalsiyum
bileşiği.
KANAL
[ Channel ] Suyun belirli bir doğrultuda akmasını sağlayan doğal
yada yapay oluşum.
KANALİZASYON
ANA BORULARI [ Sewer mains
] Atık suyu kanallardan toplayan ve ana kanallara ileten, çapı geniş
lağım kanalları.
KANALİZASYON
ANA HAT KANALI [ Trunk sewer
] Atık suyu lağım ana borularından toplayan ve arıtma tesisine yada
bir boşaltma menfezine ileten, geniş çaplı ana borusu.
KANALİZASYON
KAPASİTESİ [ Sewer capacity
] Bir kanalizasyon borusunun tutabileceği azami atık su miktarı; beher
gün için kişi başına belli syıda galon olarak ifade edilir.
KANALİZASYON SİSTEMİ
[ Sewerage system ] Atık suyun toplanmasında, işlenmesinde ve
tasfiyesinde kullanılan donanım.
KANALLAMA
[
Channelization ] Büyük miktardaki suyun, su düzeyini tehlikeli
biçimde yükseltmeksizin iletilmesini sağlamak üzere akıntı kanallarının
değiştirilmesi.
KANSER YAPICILAR
[ Carcinogenes ] Kansere
yol açan etki maddeleri.
KAPALI AKİFER
[ Confined aquifer ] Kaya katmanları arasında sıkışıp kalmış
yer altı suyu.
KAPALI SİSTEM
[
Closed system ] Dışındaki nesnelerle madde alışverişi olmayan
sistem.
KARADAN ESEN RÜZGAR
[ Land Breeze ] İzellikle karanın denizlerden daha hızlı soğuduğu
bulutsuz gecelerde, karalardan denize doğru olan kara hareketi.
KARBOKSİHEMEGLOBİN
[ COHb = Carboxyhaemoglobin ] Kanda oksijen taşıyan hemoglobin
pigmentinin karbon monoksit ile birleştiğinde oluşturduğu bileşik. Bu
madde, oksijen taşınımını engelleyip, ölüme yol açar.
KARBON DÖNGÜSÜ
[ (Carbon cycle ] Karbon atomalrının fiziksel, jeolojik, kimyasal
ve diğer süreçler sonucunda atmosfet, okyanuslar, yeryüzü vb. arasındaki
dolaşımı.
KARBON SOĞURMASI
( ABSORBSİYONU YADA ADSORPSİYONU ) [ CA= Carbon
absorption or adsorption ] Aktif karbon kullanılarak yapılan soğurma
veya adsorpsiyon.
KARBON DİOKSİT
[ Carbon dioxide ] Yeterli oksiyen koşullarında fosil yakıtların
yanmasıyla oluşan, atmosferde mevcut bir bileşik. Soluduğumuz oksijeni
yayan klorofili bitkiler için gerekli olup kendi başına zehirli değildir,
ancak yoğun haldeyken boğucu olabilir.
KARBON MONOKSİT
[ Carbon monoxide ] Fosil yakıtların yeterince hava ile yanmamasından
oluşan, gözle görülmeyen, tatsız, kokusuzz ve son derece zehirli bir
gaz.
KARIŞIK İMARLI
BÖLGE [ Mixed developing zone
] Farklı imar (gelişme) tiplerinin gerçekleştiği alan.
KATALİTİK DÖNÜŞTÜRÜCÜ
[ Catalytic converter ] Bk. Katalitik susturucu ( catalytic
mufflers )
KATALİTİK
SUSTURUCU [ Catalytic mufflers
] Katalitik dönüştürücü diye bilinir. İçten yanmalı motoru
bulunan taşıtların egzos borularına takılan hava kirliliğini
denetleme aygıtı.
KATI ATIK
[ Solid waste ] Katı özellikleri taşıyan her türlü atık
madde.
KATI ATIK YÖNETİMİ
[ Solid waste management ] Katı atıkların toplanmasını, işlenmesini
ve tasfiyesini, ayrıca yeniden işlenerek kullanılmasını planlı biçimde
denetleme sistemi.
KATIŞIK GIDA
[ Adulterated food ] Saflığı giderilmiş gıda maddesi.
KATKI MADDELERİ
[ Additives ] İstenen özellikleri ıslah etmek veya istenmeyen
nitelikleri gidermek için eklenen maddeler.
KATODİK KORUMA
[ Cathodic protection ] Metal bazlı yer altı veya sualtı borularını
paslanmaya ( oksitlenmeye ) karşı koruyan elektrokimyasal yöntem.
KATRAN
[ Tar ] Kömür ve odunun damıtılmasında sonra geriye kelen
siyah yapışkan madde; petrol arıtımı sonucunda oluşan kalıntıyı
da ifade eder.
KELAT [ Chelat
] Deniz suyunda organik materyali ayırmaya yarayan kimyasal ayırma aygıtı;
Kelatlamaya yönelik etki maddeleri, köpük oluşumunu önlemek amacıyla
deterjanlarda kullanılır.
KEMİRGEN ÖLDÜRÜCÜ
İLAÇLAR [ Rodenticides ]
Kemirgenleri öldüren kimyasal maddeler.
KENDİ KENDİNE
TEMİZLENME ( ÖZARITIM ) [ Self-
purification ] Bir su oluşumunun organik atıklarla kirlendikten
sonra yeniden arınma konusundaki doğal yönelimi.
KENT MERKEZİ
[ City core ] Kentin en yoğun ve genellikle merkezi iş alanının
bulunduğu bölgesi.
KENT PLANLAMASI
[ Urban planning ] Kentsel bir alanın fiziksel altyapı, konut ve
ulaşım, toprak kullanımı, kentsel büyüme de dahil, çeşitli öğelerinin
planlanması süreci.
KENTSEL YÜZEYSEL
AKIŞ [ Urban runoff ] Yoğun
imar görmüş alanlarda oluşan ve özellikle asılı katılar, zehirli
maddeler, bakteriler, besin maddeleri, asbest, yağ, gres yağı ve tuz
gibi kaynağı kent sokakları, inşaat malzemeleri ve çöpler olan çeşitli
kirleticilerin bulaştığı yüzeysel su akışı.
KIRMIZI
GELGİTLER
[ Red tides ] Kirlilik ve ötrofikasyon sonucunda, deniz planktonu
tiplerinin zehirli olabilecek düzeyde yoğunlaşmasıyla kıyı sularının
renginin bozulması şekliyle oluşan doğal olay.
KIRMIZI KİL
[ Laterite ] Nemli tropikal ve subtropikal bölgelere özgü, demir
ve alüminyum oksitleri bakımından zengin, oldukça ince kırmızı
renkli toprak.
KIRMIZI VERİ KİTABI
[ Red data book ] Nadir ve tehlike altında bulunan türlerle
ilgili olarak IUCN' nin tuttuğu bilgi dosyası.
KIYI BÖLGESİ YÖNETİMİ
[ Coastal zone management ] Kıyı sularının ve su havzalarının,
kirlilikten korumak ve azami yayarı sağlamak amacıyla yönetimi.
KIYI BÖLGESİ
[ Littoral zone ] Köklü bitki örtüsünün ortaya çıktığı,
güneş ışığının su tabanına nüfuz edebildiği yüksek düzeyde
fotosentez olayına olanak veren tatlı sulardaki sığ kıyı bölgesi.
KIYI SU BENDİ
[ Coastal watershed ] sel suyunu depolayıp sonra kıyı sularına
bırakarak, su denetim sistemi işlevi gören arazi parçası.
KIYI SÜRÜKLENMESİ
[ Littoral drift ] Kırılan
dalgaların oluşturduğu akıntılarla kumların denize çekilmesi. Bu
durum kıyı koruma planları açısından önem taşır.
KIYISAL
[ Littoral ] Sahilde yada sahil yakınında bulunan; sahille
ilgili.
KİMYASAL İŞLEM
[ Chemical Treatment ]
Zehirli, kokulu, yada aşındırıcı nitelikteki gazların ve emisyonların
arıtılmasında kullanılan kimyasal yöntem.
KİMYASAL KİRLİLİK
[ Chemical pollution ] Gaz, katı yada sıvı haldeki kimyasal
maddelerin etkisiyle havada, suda ve toprakta oluşan kirlilik.
KİMYASAL OKSİJEN
İHTİYACI [ COD= Chemical
oxygen demand ] Bir su örneğindeki organik ve oksitlenebilir
inorganik bileşikleri yükseltgemek için gerekli oksijen miktarını ölçen,
suyun kalitesi ile ilgili bir gösterge.
KİMYASAL
MUTAGENLER [ Chemical mutagens
] Daha sonraki kuşaklarda doğuştan gelen kusurların artışına yol açabilen,
kimyasal kökenli potansiyel mutasyon nadenleri.
KİRLETEN ÖDER
İLKESİ [ PPP= Polluter pays
principle ] Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması
gerektiğini savunan ilke.
KİRLETİCİ
[ Contaminant ] Havayı, suyu, toprağı yada çevreni herhangi bir
öğesini kirleten madde.
KİRLETİCİ
[ Pollutant ] Arzu edilmeyen etkilere yol açan katı, sıvı yada
gaz halindeki madde. Birincil kirleticiler gürültü ve lağım suyu gibi
doğrudan oluşmuş kirleticileri içerir; ikincil kirleticiler ise
kirlenmiş ortamla tepkimeye giren birincil kirleticiler tarafından üretilir,
ör. Ozon.
KİRLETİCİ
SIZINTI [ Leachate ] Suyun
toprağa gömülü katı atıkların arasından sızarken mevcut asılı
ve çözünmüş katı maddeyi ve bakterileri emerek oluşturduğu, bazen
yer altı sularına da karışabilen kirletici.
KİRLİ SİS
[ Skog ] Önceleri duman (Smoke ] ile sisin ( fog ] birlikle tanımlanması
için kullanılmıştır. Daha sonra ise özellikle atmosferde
fotokimyasal tepkimeye uğrayan otomobil egzoslarının ve diğer
emisyonların yol açtığı kentsel alanlardaki fotokimyasal bpupu
anlatmak için kullanılmıştır.
KİRLİLİK ( KİRLENME
) [ Pollutıon ] Çevrenin insan, bitki ve hayvan yaşamı açısından
tehlikeli yada potansiyel olarak tehlikeli olacak şekilde kirlenmesi;
bozulmayan yada dağılmayan atık materyalin çevreye bırakılması.
KİRLİLİĞİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ
[ Rendering pollıtion ] Sabunun ham maddesi olan donyağını ve
hayvan yeminde kullanılan, protein oranı yüksek, yağsız bir ürünü
elde etmek için hayvan atıklarının pişirilmesi işlemi.
KİRLİLİĞİN
KAYDIRILMASI [ Translocation
] Katı atık toplanmasında olduğu gibi, kirliliğin bir alandan yada yöreden
bir diğerine kaydırılması.
KLOR [ Chlorine
] Ağartıcı, oksitleyici etki maddesi olarak su arıtma yada mikrop
giderme amacıyla kullanılan halojen eleman; zehirli bir gaz.
KLOR İHTİYACI
[ Chlorine demand ] Belirli bir hacim pis suda bulunan bütün
patojenik bakterileri öldürmek için gerekli klor miktarı.
KLORDAN
[ Chlordane ] Etkin maddesi klor olan uçucu nitelikteki böcek öldürücü.
KLORLAMA
[ Chlorination ] Mikropları giderme amacıyla içme suyu yada atık
suya klor eklenmesi.
KLORLANMIŞ HİDROKARBONLAR
[ Chlorinated hydrocarbons ] Organa klorlar diye de adlandırılırlar.
Bu maddeler endrin heptaklor, aldrin, toksafen, dieldrin, DDT, klordan ve
metoksiklor gibi sentetik zehirler içerir. Bu sentetik zehirler toprakta,
akarsu ve deniz dibinde değişmeden kalırlar.
KLOROFİL
[ Chorophyll ] Oksiyen üretmek içim ışığı ve karbon dioksiti
kullanan, bitkilerde bulunan renk maddesi.
KLOROFLUOROKARBON
' lar [ CFCs= Chlrofluorocarbons
] Aerosol püskürtücülerde, soğutmada, plastik köpükte ve endüstriyel
çözücülerde kullanılan, ozon tabakasının tükenmesine yol açan ana
faktör olduğu ve sera etkisine katkıda bulunduğu düşünülen son
derece kararlı ( kalıcı ) bileşikler.
KOBALT 60
[ Cobalt 60 ] Hem insanlara hem de hayvanlara zararlı nitelik taşımakla
birlikte tıpta kullanılan radyoaktif kobalt.
KOKU GİDERME
[ Deodorization ] Uygun olmayan kokuların ve gazların giderilmesi
yada önlenmesi.
KOKU MADDESİ
[ Odorant ] Gazlara koku eklemekle kullanılan ve böylece sızıntılar
konusunda uyarıcı olan madde.
KOLİFORM BAKTERİLER
[ Coliform bacteria ] İnsanların ve sıcak anlı hayvanların kalın
bağırsaklarında yaşayan ve sudaki konsantrasyonu patojenlerin de
bulunabileceğini gösteren indikatör bakteriler.
KOLLEKTÖR
[ Collectors ] Gaz, sıvı yada katılardan kirleticileri ayırıp
toplayan kirlilik denetleme aygıtı.
KOLLOİDLER
[ Colloids ] Büyüklüğü 10-1000 angstrom arasında değişen,
bir başka madde de asılı, çok küçük parçacıklar.
KOMPOSTLAMA
[ Composting ] Katı atık ve çamur gibi organik maddeleri,
anaerobik çürütme yoluyla bir tür gübreye dönüştürmekten ibaret
biyolojik bir süreç.
KONTROL BENDİ
[ Check dam ] Özellikle toprak erozyonunu denetlemek amacıyla
kullanılan, suyun ve molozun kanaldaki akışını geciktirmeye yönelik
küçük bent.
KONTUR ŞERİDİ
MADENCİLİĞİ [ Contour
strip mining ] Kontur hatları boyunca yapılan yüzey madenciliği.
KORİDOR GELİŞİMİ
[ Corridor development ] Şerit biçimindeki gelişim.
KORUMA
[ Conservation ] Doğal ve insanların oluşturduğu çevre
kaynaklarının ( madenler, su, ormanlar, balık yatakları, vahşi yaşam
vb. ) tükenme ve israfa karşı ve aynı zamanda güzelliğinin
bozulmaması amacıyla korunması, yönetimi ve akılcı kullanımı.
KORUMA
[ Preservation ] Özellikle geçmişten kalma yapıların yararlı
durumunun, bakımla mümkün olduğu kadar uzun süre korunması süreci.
KORUMA ŞERİDİ
[ Shelter belt ] Toprağı rüzgar erozyonundan korumak için
dikilen ağaçlar ve çalılar.
KOZMİK IŞINLAR
[ Cosmic rays ] Uzaydan gelen alfa, beta ve gamma ışınları. Bu
ışınlar yeryüzünü etkileyen karmaşık bir radyasyon ( ışıma )
sistemi oluşturur.
KÖMÜR KALİTESİ
[ Coal rank ] Bir kömürün diğerlerine göre kalite düzeyi.
KÖMÜR-SU KARIŞIMI
[ Coal-water mixture ] Boru hatlarında, tankerlerde vb. gerçekşleşen,
kirliliğe yol açmadan ayrılması zor olan karışım.
KÖPÜK GİDERİCİLER
[ Antifoamants, defoamants ] Köpürmeyi azaltmada kullanılan veya
köpük oluşumunu denetlemek için deterjanlara eklenen kimyasal
maddeler.
KRİSTALLEŞTİRME
[ Crystallization ] Sıvı atıkların arıtılmasında atık
maddeden suyu ayırmak için kullanılan yöntem.
KRİTİK ALANLAR
[ Critical areas ] Bataklık ve su taşkınlarına açık alanlar
gibi sıkı gelişim kontrolü gerektiren, çevresel yönden hassas yada
tehlikeli alanlar. Bazen tarihsel ve arkeolojik yönden özellik taşıyan
yöreleri anlatmak için de kullanılır.
KRİYOSFER
[ Cryosphere ] Yeryüzündeki kar ve buz çökeltilerinin bütünü.
KULLANICI DOSTU
[ User friendly ] Nasıl kullanılacağı konusunda açıklayıcı
bilgi verilmeden nispeten kolayca kullanılabilen makineler ve bilgisayar
yazılımını ifade eden niteleme.
KULLANILABİLİR
BESİN [ Available nurient
] Büyüme için özümlenebilecek durumdaki besleyici eleman yada bileşik
miktarı.
KULLANMA SUYU
[ Potable water ] Aşırı mineral yada tuz yoğunluğu taşımayan,
insan, hayvan yada bakterilerle ilgili zararlı madde birikimi içermeyen,
insanların tüketmesine elverişli su.
KUM FİLİTRESİ
[ Sand filter ] Atık suda askıda bulunan maddeyi süzmeye yarayan
kum dolu yatak.
KURAKÇIL BİTKİ
[ Xerophyte ] Kurak koşullarda yaşayabilen bitki.
KURŞUN
[ Lead ] Biriken bir zehir olup küçük bir miktarları bile ciddi
hastalıklara yada ölümlere yol açan, doğal çevrede bulunan inorganik
bir eleman. Bilinen en eski su kirleticilerinden biridir ve kurşun
boruları su dağıtım şebekesinde kullanılmaları sonucu oluşur.
Havada bulunan kurşunun büyük bölümü benzine katkı maddesi olarak
konan tetraetil kurşun ( TEL ] bileşiğinden kaynaklanmaktadır.
KURŞUN ARSENAT
[ Lead arsenate ] Bir böcek zehiri türü.
KURŞUNSUZ BENZİN
[ Unleaded gasoline ] Organik kurşun bileşikleri katılmamış
benzin.
KURUM
[ Soot ] Kısmi yanmadan oluşan ince karbon parçacıkları yada yüksek
karbon içeriğine sahip parçacıklar.
KURUTMA YATAĞI
[ Drying bed ] Birincil işlemden sonra, suyun süzülüp buharlaştırılması
için lağım çamurunun yayıldığı özel alan.
KÜKÜRTÜN GİDERİLMESİ
[ Desulfurization ] Fosil
yakıtların kükürt içeriğinin tasfiye edilmesi yada azaltılması işlemi.
KÜL
[ Ash ] Yanan maddelerin bıraktığı kalıntı.
KÜME İMAR [ Cluster
development ] İnşaat alanının aza
indirmek amacıyla kümeler halinde yapılan binalar.
KÜMEKENT
[ Conurbation ] Birleşmiş kentsel topluluklar grubu yada ağı.
Başa
Dön
L
LAER [ Lowest
achievable emission rate ] Gerçekleştirilebilir
en düşük emisyon oranı.
LAGÜN
[ Lagoon ] Lağım çamurunun işlenmesinde kullanılan oksitleme
havuzu.
LAĞIM ÇUKURU
[ Cesspool ] Konutların pis su depolama tankı.
LENİTİK
[ Lenitic ] Kendi kendine temizlenen, hızla akan sular.
LENTİK
[ Lentic ] Göl, havuz, bataklık gibi kirliliğe maruz durgun
sular.
LHD [
Litre/household/day ] Litre / hane / Gün.
LİDAR (IŞIK
SAPTAMA VE UZAKLIK TAYİNİ ) [ Light
detection and ranging ] uzak mesafeye yayılmış baca zerrelerini
bulmaya yarayan hava kirliliğiyle ilgili teknik.
LİKEN
[ Lichen ] Kayalarda ve ağaçlarda oluşan, sülfür dioksit gibi
kirletici maddelerin varlığını gösteren suyosunu ve mantar birleşimi.
LİMNOLOJİ
[ Limnology ] Tatlı suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik
durumlarını inceleyen bilim dalı.
LİNDAN
[
Lindane ] Klorlanmış hidrokarbonlar ailesinden dayanıklı suda
çözünmeyen bir tarım ilacı.
LİNYİT (ESMER
KÖMÜR) [ Lignite = brown
coal ] Düşük kalorili bir kömür cinsi.
LİTOSFER
[ Lithosphere ] Genellikle yer yüzeyinden yaklaşık seksin
kilometre derinliğe kadar uzanan yer kabuğu katmanı.
LİZİMETRE
[
Lysimeter ] Buharlaşma sonucu su kaybı oranını ölçen alet.
LİZİZ
[
Lysis ] Hücrelerin tahribi (yıkımı).
LNG
[ Liquefied natural gas ] Sıvılaştırılmış doğal gaz.
LPG
[ Liquified petroleum gas ] Sıvılaştırılmış petrol gaz.
LRT
[
Light rail transport; Long range transport ] Hafif raylı ulaşım;
Uzun menzilli taşımacılık.
LTC
[
Laboratory test chamber ] Laboratuar deneme odası.
LV [ Limit
values ] Sınır değerleri
Başa
Dön
M
MAB [ Man and
the Biosphere Programme ] İnsan ve
biyosfer programı.
MAC
[ Maximum allowable concentration ] İzin verilebilir azami yoğunluk.
MAD
[ ] izin verilebilir azami doz.
MADENCİLİK ATIKLARI
[ Mining wastes ] Madencilik çalışmalarının sonucunda, bitki örtüsünü
ve su kaynaklarını kirletici etkiye sahip materyal, özellikle kaya ve
maden artıkları.
MAHALLE
[ Neighborhood ] Bir kentsel alandaki coğrafi veya yönetsel alt bölüm.
MAKROBESİNLER
[ Macronutrients ] Organizmaların nispeten büyük miktarlar
halinde yararlandığı karbon, hidrojen, oksijen, azot fosfor, sülfür,
potasyum ve kalsiyum gibi mineral besinler.
MAKROKLİMATOLOJİ
[ Macroclimatology ] En büyük (gezegensel) ölçekli rejimler ve
fenomenlerle ilgilenen, klimatolojinin alt dalı.
MAKROTÜKETİCİLER [
Macroconsumers ] Parçacıklar halindeki organik maddelerle heterotrofik
beslenme yoluyla enerjilerini sağlayan organizmalar.
MAKUL GÜNLÜK GİRİŞ
[ ADI = acceptable daily intake ] Bir kaynağın üstesinden gelebileceği
günlük kirlilik miktarı.
MALİYET ETKİNLİĞİ
ANALİZİ [ Cost-effectiveness
analysis ] Belirlenmiş bir amaca ulaşmak için mevcut olasılıkların
maliyetlerinin karşılaştırılması. Burada her bir olasılığın
dolaylı ve dolaysız tüm maliyetleri göz önüne alınarak toplam
maliyeti en düşük olan seçilir.
MALİYET FAYDA
ANALİZİ [ Cost-benefit
analysis ] Alternatif programları, potansiyel faydaları ve olası
maliyetleri açısından değerlendirmeye yönelik bir analiz yöntemi.
MAMUR ÇEVRE
[ Built environment ] Doğal çevre üzerinde insan eliyle gerçekleştirilen
değişikliklerin, yapılar, parklar vb. dahil olmak üzere, bütünü.
MANYETİK AYIRMA
[ Magnetic separation ] Katı atıktaki metalleri, yeniden kullanılabilir
hale getirmek için mıknatıs uygulama yoluyla ortamdan uzaklaştırma.
MAP
[
Major air pollutants ] Başlıca hava kirleticileri.
MARPOL
[
Marine Pollution Convention ] Deniz kirliliği sözleşmesi.
MARPOLMON
[ Marine Pollution Monitoring Programme ] deniz kirliliğini izleme
programı.
MATC
[
Maximum allowable toxic concentration ] İzin verilebilir azami
zehir yoğunluğu.
MCE
[
Marginal cost-effectiveness ] Marjinal maliyet etkinliği.
MEDİ
[
Marine environment Data Information System ] Deniz çevresi veri ve
bilgi sistemi.
MEGALOPOLİS
[
Megalopolis ] Kümekent; birçok kentsel alanın daha büyük bir bütün
halinde birleşmesi.
MEKANİK TOPLAMA
[ Mechanical collection ] Hava, su ve toprak kirliliğinin, daha önceden
işleme tabi tutulmadan mekanik toplama yöntemiyle denetlenmesi ve önlenmesi.
MEPC
[
Marine Environment Protection Committee ] Deniz Çevresini Koruma
Komitesi.
MERKAPTANLAR
[
Mercaptans ] Petrol rafinerilerindeki bir süreçte oluşan ve
kostik soda ile ovularak (yıkanarak) ayrılan, keskin kötü kokulu, sülfür
içeren organik bileşikler.
METALİK HURDA
[ Scrap ] İşlenen metallerin kullanılmamış ve atılan parçaları.
METAN
[ Methane ] Bataklık topraklarda, lağım sularında ve ayrıca kömür
madenlerinde organik maddenin anaerobik koşullarda ayrışmasından oluşan,
genellikle bataklı gazı olarak adlandırılan, doğal, renksiz gaz.
Atmosferde yoğunluğunun artması "sera etki"ne katkıda
bulunur.
METROPOLİTEN
ALAN (ANAKENT ALANI) [ Metropolitan area
] Büyük şehir ve ekonomik, toplumsal ve siyasal-idari etkenler
nedeniyle ona bağlı civar yöreler.
METRUK ARAZİ
[ Derelict land ] Terkedilmiş, kullanılmayan arazi; boş kalan
arazi (nadas arazisi).
MEZOPOZ
[ Mezopause ] Mezosferin üst kısmı.
MEZOSFER
[
Mesosphere ] Meteoritlerin (göktaşlarının) yanıp yok olduğu
sanılan, stratosferlerle termosfer arasındaki bölge.
MİKROBESİNLER
[ Micronutrients ] Organizmaların çok küçük miktarlarda
yararlandığı mineral besinler.
MİKROİKLİM
[
Microclimate ] Küzük bir alandaki yöresel iklim koşulları.
MİKROORGANİZMALAR
[ Microorganisms ] Biyolojik işleme tabi tutma süreçlerinde
aktif etki maddesi işlevi gören ya da indirgeme faaliyetine katkıda
bulunan, sıvı atıklarda bulunan mikroskopik bitkiler ya da hayvanlar.
MİKROPLAR
[ Microbes ] Çok küçük bitkiler ve hayvanlar; hastalığa yol açan
bazıları lağım suyunda bulunur.
MİKROPSUZLAŞTIRMA
( DEZENFEKSİYON) [ Disinfection
] Hastalık yapıcı organizmaların sözgelimi klorlama yoluyla yok
edilmesi.
MONOKÜLTÜR
[
Monoculture ] tek bir ürün yetiştirilmesi.
MP
[ Melting point ] Ergime noktası.
MPN
[ Most probable number ] Bk. En olası sayı.
MUCUR
[Slag ] Cüruf, ergimiş metalin yüzeyindeki pislik.
MUTAGENLER
[ Mutagens ] Genleri değiştirme yeteneğine sahip etki maddeleri.
MUTASYON
[
Mutation ] Bir genin ya da kromozomun yapısındaki aktarılabilir
değişim.
MW
[
Megawatt ] Megawatt; bir milyon watt büyüklüğünde, ısı veya
elektrik üreten tesislerin kapasitelerini belirtmekte kullanılan enerji
birimi.
Başa
Dön
N
NADİR
[ Rare ] Sayılar daha da azalacak olursa varlıkları tehlike altına
girecek türleri ifade etmek için kullanılır.
NAP
[ Noise abatement procedure ] Gürültü azaltımı yöntemi.
NDSI
[Noise depreciation sensitivity index ] Gürültü kaybı duyarlılığı
indeksi.
NEKTON ORGANİZMALAR
[ Nekton organisms ] Deniz ekosisteminin aktif olarak yüzen mürekkepbalığı,
balık ve balina gibi hayvanları.
NET YENİDEN ÜREME
HIZI [ Net reproduction rate
] Mevcut doğurganlık ve ölüm hızları sürecek olursa, ortalama bir
kadın yaşamı süresince doğabilecek kız çocukların ortalama sayısı.
NİHAİ ÖRTÜ
[ Final cover ] Hijyenik kurallara uygun olarak düzenlenmiş bir
katı atık dökme alanında atığın üstüne serpilen en üst toprak örtü.
NİKEL
[
Nickel ] Normal olarak insana zarar vermeyen, fakat sıcak karbon
monoksitle tepkime ilişkisi içine girince öldürücü bir zehir oluşturan
eser element. Öldürücü zehir etkisi otomobillerde yanma sırasında
gerçekleşir.
NİTRAT GİDERME
[ Denitrification ] Nitrattaki azotu indirgemek yoluyla ortamdan
uzaklaştırmak.
NİTRATLAMA
[
Nitrification ] amonyum iyonunun nitrosomonas ve nitrobakter türünden
mikroorganizmalar tarafından nitrit ve nitrat iyonlarına yükseltgenme işlemi.
NOKTA KAYNAK
[ Point source ] Su kirliliğinin bir su yoluna ulaşabileceği bağımsız
ve farklı taşıyıcı; egzos bacası gibi, bağımsız nitelik taşıyan
sabit hava kirliliği.
NÖTR ATMOSFER [
Neutral atmosphere ] Sapma oranının
beher 1.000 feetlik yüksekli için 5.4 F dereceden daha az olduğu
troposferin en alt katmanındaki havanın durumu.
NTP
[ Normal conditions of temperature and pressure ] Normal ısı ve
basınç koşulları.
NUPLEKS
[
Nuplex ] Sakinlerinin sağlığı ve yaşaması için gerekli her
şeyi içeren, nükleer enerji ile çalıştırılması düşünülen
konut ve işyerlerinden oluşan yapay mekanlar.
NÜFUS DAĞILIMI
[ Population distribution ] Topluma yönelik hizmet ve
etkinliklerin yer seçimini ve toprak kullanım biçimlerini etkileyen, nüfusun
mekansal dağlımı.
NÜFUS DİNAMİĞİ
[ Population dynamics ] Doğum, ölüm ve göç olayları sonucunda
nüfus içinde gerçekleşen sayısal ve yapısal değişim süreci.
NÜFUS İNDEKSİ [
Population index ] Dolaylı araçlarla gerçekleştirilen, bir nüfusun büyüklüğü
ya da diğer özellikleriyle ilgili tahmin.
NÜFUS ÖZELLİKLERİ
[ Population characteristics ] Yaş dağlımı, mekân dağılımı,
gelir modelleri, hane halkı oluşumu ve büyüklüğü konusunda bilgi
gibi, planlama açısından gerekli bir topluluğun nüfus yapısıyla
ilgili olgular.
NÜFUS PROJEKSİYONU
[ Popilation projection ] Geçmiş eğimlerin süreceği varsayımına
dayanan, gelecekteki nüfusla ilgili öngörü.
NÜFUS SAYIMI
[ Census ] Bir ülkedeki insanların resmi olarak belirli aralıklarla
sayımı.
NÜKLEER ENERJİ
[ Nuclear energy ] Özellikle elektrik üretimi için nükleer
fizyon ya da füzyon ile oluşturulan enerji. Nükleer enerji tesisleri,
atık tasfiyesi ve kaza tehlikesi açısından kaygı kaynağıdır.
NWT
[ Non-waste technology ] Atıksız teknoloji.
Başa
Dön
O
OCS [ Outer
continental shelf ] Dış kıta sahanlığı.
OKSİJEN ÇUKURU
[ Oxygen sag ] Biyolojik solunum nedeniyle, çoğunlukla geceleri,
sudaki çözünmüş oksijen yoğunluğundaki düşüş; açık boşaltım
nedeni ile bir akarsuda ani çözünmüş oksijen düşüşü.
OKSİJEN TÜKENMESİ
[ Oxygen depletion ] Kimyasal ya da biyolojik kullanımla oksijenin
giderilmesi ya da tüketilmesi.
OKSİTLEME
HAVUZLARI [ Oxidation ponds
] atık su arıtımında birincil aşamada atığın stabilizasyonu için
kullanılan, atık suyun oksijenlendiği ve arıtıldığı nispeten sığ
lagünler ya da havuzlar.
OKSİTLEME İŞLEMLERİ
[ Oxidation processes ] Atık suda organizmaların biyolojik büyümesini
hızlandıran, böylece organik içeriğini azaltan aerobik lağım suyu işleme
süreçleri.
OKSİTLEYİCİ
[ Oxidant ] Yeni bir madde oluşturmak üzere havada kimyasal
olarak tepkiyen, oksijen içeren madde; fotokimyasal dumanın (sisin)
birincil kaynağı.
OKTANOL-SU
AYRILIM KATSAYISI [ Octanol-water
pattition coefficient ] Kimyasal maddelerin organik ve inorganik
fazlarda çözünme oranlarını ifade eden katsayı.
OLGUN KENT
[ Mature city ] Nüfusu ve ekonomik faaliyeti azami düzeye ulaşmış,
büyümekten çok durumunu koruma ve planlı küçülme ihtiyacı içinde
olan kent.
OLİGOTROFİK GÖLLER
[ Oligotrophic lakes ] Ayırt edici özellikleri düşük besin düzeyi,
derin sulardaki büyük miktarlarda çözünmüş oksijen, duru soğuk su
ve sınırlı bitki yaşamı olan göller.
OM
[
Oxidazable matter ] Oksitlenebilir madde.
ONKOJENİK
[
Oncogenic ] Kanser yapıcı, karsinojenik.
OPTİMUM NÜFUS
[ Optimum population ] Nüfus içindeki kişi başına mümkün
olan en yüksek gelire olanak veren ideal nüfus yoğunluğu.
ORGANOFOSFATLAR
[ Organophosphates ] Böcet denetiminde kullanılan, fosfor içeren,
malathion ve paration gibi kısa ömürlü (etki süresi sınırlı) tarım
ilaçları .
ORMAN YETİŞTİRME
[ Afforestation ] Orman yetiştirme ya da mevcutların geliştirilmesi.
ORMANCILIK
[ Forestry ] Kaynaklarının en verimli kullanımını sağlamak
amacıyla ormanların ve orman arazisinin yönetimi.
ORMANSIZLAŞTIRMA
[ Deforestation ] Ağaçların ve çalılıkların ekilebilinir
toprak kazanmak ya da kereste elde etmek amacıyla yok edilmesi.
ORTALAMA YAŞAM
UMUDU [ Life expectancy ]
Bir organizmanın umulan yaşam süresi.
ORTAM
[ Ambient ] Çevreleyen atmosfer, belli bir yerin çevresi.
ORTAM GÜRÜLTÜSÜ
[ Ambient noise ] Belli bir çevrede fondaki gürültü.
ORTAM HAVASI
[ Ambient air ] Çevreleyen atmosferin işgal ettiği sınırı
belli olmayan bölge; soluduğumuz hava.
OŞİNOGRAFİ
[ Oceanography ] Okyanusların ve denizlerin bütün yönleriyle
bilimsel yönden incelenmesi ve araştırılması.
OTOBUR; OTÇİL
[ Herbivore ] Bitki tüketerek enerji sağlayan heterotrof
organizma.
OTOJENİK ARDIŞIKLIK
[ Autogenic succession ] Bir aşamasının yerini bir başka aşama
alırken aynı zamanda yaşanılan ortamı da başkalaştıran ardışık
dizi.
OTOMOTİV EMİSYONLAR
[ Automotive emissions ] Taşıtlardan
kaynaklanan kirlilik; Yakıt deposu veya karbüratörlerden oluşan
buharlaşma, krank karteri kaçağı ve egzos borusu emisyonları.
OTOTROFLAR (KENDİBESLERLER)
[ Autotrophs ] Şeker, nişasta, protein, yağ ve vitamin gibi
moleküler yapı oluşturmak için güneş enerjisini tutarak ve kimyasal
enerjiye dönüştürerek kendi besinini üreten, kendi kendine beslenen
canlılar; fotosentetik bitkiler.
OZON
[ Ozone ] Oksijenden geçen elektrik boşaltımı ve radyasyonla
oluşan, oksijenin tepkimeci, zehirli biçimi. Solunan atmosferde tahriş
edici olabilir, stratosfer de ise mor ötesi ışınları süzdüğü için
gereklidir.
OZON TABAKASI
[ Ozone layer ] Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren
üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması
sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde
artışa yol açacağı hesaplanmaktadır.
OZONOSFER
[ Ozonosphere ] Yeryüzünün 20-50 kilometre üzerindeki ozon içeren
atmosfer katmanı (stratosferin bir bölümü).
Başa
Dön
Ö
ÖĞÜTME
[
Milling ] Katı atıkları küçük parçacıklara indirgeme işlemi.
ÖLÇÜTLER
[ Criteria ] Karaların yada yargıların dayandığı standartlar
yada kurallar.
ÖLDÜRÜCÜ DOZ
50 [ LD 50
= Lethal dose 50 ] Bir maddenin eneneceği canlı grubunun yüzde
50'sini öldürecek tek dozluk miktarı.
ÖLÜM HIZI
[ Death rate ] Yıl ortasındaki beher 1000 bireylik nüfus
itibariyla belli bir yılda gerçekleşen ölümlerin sayısı.
ÖN İŞLEM
[ Pretreatment ] Arıtmanın daha etkili olması içim, belli
maddelerin birincil işlem öncesinde atık sudan ayrılması süreci.
ÖRGÜ [
Bradiding
] Birbirine bağlı çok sayıda kanalı bulunan nehir korkuluğu modeli.
ÖRNEKLEME
[ Sampling ] Kirli hava, su, vb. 'en alınan örneklerin
incelenmesi; örneklerin toplanmasını ifade eder.
ÖRSELENME
[ Degradation ] Büyük organik moleküllerin daha küçük moleküllere
ayrışmasına ve dengeli materyal oluşumuna yol açan süre.
ÖRTÜ MALZEMESİ
[ Cover material ] Katı atıkların dökülüp bırakıldığı çukurlarda,
çukurların üzerini örtmekte kullanılan toprak.
ÖTROFİKASYON
[ Eutrophication ] Atıklarla gelen aşırı besin maddelerinin
vejetasyonu uyarmasıyla göllerin çözünmüş oksijen yokluğu
sonucunda ölmesine kadar gidebilen yaşlanma süreci.
ÖZARITIM
(
KENDİ KENDİNE TEMİZLEME ) [ Self purification ] Bir su oluşumunun
organik atıklarla kirlendikten sonra yeniden arınma konusundaki doğal yönelimi.
ÖZÜMLEME KAPASİTESİ
[ assimilative capacity ] Tüketilen besinleri vücut maddelerine dönüştürme
yeteneği; belli maddeleri özümleme yeteneği.
Başa
Dön
P
PAKET ARITMA TESİSİ
[ Package treatment plant
] Prefabrik, taşınabilir, lağım suyu işleme tesisi.
PARATİON
[
Parathion ] Son derece zehirli organofosfat tarım ilacı.
PARÇACIK MADDE
[ Particulate matter ] Gaz yada havada asılı durabilen yada görünmeyen,
katı yada sıvı, toz, kum, kül ve sis gibi parçacıklar.
PAS TEMİZLEME
[
Scaling ] Oksitleyiciler yada diğer aşındırıcı maddelere maruz
kalmış bir yüzeyde aşınmanın durdurulması amacıyla tabakalar
halindeki pasın sökülmesi işlemi.
PCBs
[ Polychlorinated bipheyls ] Poliklorlu bifeniller.
PCC
[ Pollution control costs ] Kirlilik denetim faaliyetleri.
PDR
[ Precision depth recorder ] Hassas derinlik kayıt aygıtı.
PEP
[ Program evaluation procedures ] Program değerlendirme işlemleri.
PEROKSİASETİL
NİTRAT [ Peroxyacetyl nitrate
] ikincil nitelikte bir kirletici sayılan ve gözde tahrişe yol açan
fotokimyasal duman bileşeni.
PESTİSİTLER
[
Pesticides ] Zararlı bitki ve hayvanları yok etmekte kullanılan,
insan ürünü kimyasal maddeler. Böcek öldürücü, yaprak dökücü ve
kemirgen öldürücü türden bazı tarım ilaçları insan faaliyetleri
yada genel sağlık açısından tehdit oluşturabilir.
PETROL DÖKÜNTÜSÜ
[ Oil Spill ] Tankerlerle ham petrol taşınımı sırasında ya da
deniz dibi sondaj platformlarında oluşabilecek kazalarda denize dökülen
büyük miktarlarda ham petrolün meydana getirdiği tabaka veya alan. (
Bk. Petrol kirliliği )
PETROL KİRLİLİĞİ
[ Oil pollution ] Petrolün taşınması yada çıkarılması sırasında
büyük ölçüde dökülme yada sızma sonucunda kıyı sularının ve bölgelerinin
petrolle kirlenmesi. Bu tür kirlenme kuş ölümlerine, deniz kabuklularının
kirlenmesine ve kıyı bölgelerinin bozulmasına yol açar.
PETROL SIZINTISI
[ Oil slick ] Gemilerin limanlardaki faaliyetlerinin yol açtığı,
su yüzeyindeki nispeten küçük miktarlardaki petrol.
PEYZAJ DÜZENLEMESİ
[ Landscaping ] Bitki örtüsünü,
diğer doğal yada insan yapımı öğeleri düzenleyerek doğal peyzajı
insanların kullanması amacıyla başkalaştırma sanatı ve işi.
PIHTILAŞTIRMA
[ Coagulation ] ( Topaklanma, yumuşaklaştırma ) Fiziko-kimyasal
bir ön arıtma süreci. Burada atık suyu demir (III) klorür, alüminyum
sülfat çözeltileri eklenerek çözünmüş veya kolloidal maddelerin yüzen
ve çökelebilen katılara dönüşmesi sağlanır.
PİG
[ Pig ] Radyoaktif materyalin gemilerle taşınmasında ya da
depolanmasında kullanılan ve genellikle kurşundan yapılma metal kap.
PİLE
[ Pile ] Bir tür nükleer reaktör.
PİREKTİN
[ Pyrethin ] Genellikle tarımda kullanılan aerosol böcek öldürücü
madde.
PİROLİZ
[ Pyrolysis ] Oksijenin bulunmadığı koşullarda atığın sıcaklık
etkisiyle yanması.
PLANKTON
[ Plankton ] Deniz, ırmak, gölet ve göl sularında yaşayan ve
akıntılarla taşınana çok küçük boyutlarda hayvanlar ve bitkiler.
PLUTONYUM
[ Plutonium ] Nükleer enerji üretimi sırasında oluşan ve uzun
bir yarılanma müddetine sahip zehirli atıkların ortaya çıkmasına
yol açan eleman.
POLİKLORLU BİFENİLLER
[ PCBs= Polychlorinated bipheyls ] Elektrik transformatörlerinde,
yalıtkan akışkanlardan plastiğe kadar çeşitli ürünlerin yapımında
kullanılan son derece dayanıklı zehirli endüstriyel kimyasallar sınıfı;
özellikle su oluşumlarında bulunur.
POLİVİNİL
KLORİD [ PVC = Polyvinyl
chloride ] Yanınca hidroklorik asit yayan ve mobilya ve giysi gibi ev
eşyasında bulunan ve yaygın olarak kullanılan plastik yada reçine.
POM
[
Particulate organic matter ] Parçacık halinde organik madde.
POMPALAMA İSTASYONU
[ Pumping station ] İçme suyu temin yada kanalizasyon sisteminde
suyun yada lağım suyunun daha yüksek bir kota transferi için gerekli
enerjiyi sağlayan istasyon.
POSA
[ Tailings ] Tarım ürünlerinin yada maden cevherinin işlenmesi
sırasında ayrılan atık yada ham madde kalıntısı.
PPM
[ Part(s) Per million ] Milyonda bir.
PPP
[ Polluter pays principle ] Kirleten öder ilkesi.
PSD
[ Particle size distribution ] Parçacık büyüklük dağılımı.
PUSLU ÇEVRE
[ Mesic environment ] İnce bir sis tabakasının hiç kaybolmadığı
nemli çevre.
PÜSKÜRTÜCÜ
[ Propelllant ] Basınç altındaki sıvıyı püskürtmek için
kullanılan aracı kimyasal. Genellikle kloroflorokarbonlardan olışan bu
gazlar aerosl püskürtme kutularında püskürtücü olacakta yaygın biçimde
kullanılır.
PVS
[ Polyvinyl choloride ] Polivinil klorür.
Başa
Dön
R
RA [ Risk
assesment ] Risk değerlendirmesi.
RAD
[ Roentgen absorbed dose ] Soğurulmuş radyasyon dozu birimi.
RADON
[ Radon ] Toprağın ya da kayaların havaya saldığı doğal
radyoaktif gaz; bu gaz yetersiz havalandırılmış binalarda birikebilir
ve sağlığı tehlikeye sokar.
RADYASYON
[ Radiation ] Elektromanyetik dalgalar ya da parçacıklar biçimindeki
enerji emisyonu (yayımı) ya da aktarımı.
RADYASYON TEHLİKESİ
[ Radiation hazard ] Radyoaktif maddelerin yaydıkları parçacıkların
ve ışınların yol açtığı tehlike; büyük dozlar hızlı ölüme
neden olur, buna karşılık düşük düzeyde radyasyona maruz kalınması,
kanser riskinde artışa yol açar.
RADYOAKTİF ATIK
[ Radioactive waste ] Nükleer reaktör işlemlerinden ya da tıpta
araştırma, askeri ve sınai etkinlikler gibi kaynaklardan üretilen atık.
RADYOAKTİF
SERPİNTİ [ Radioactive fallout ] Radyoaktif parçacıkların yer
yüzeyine inmesi; ya da radyoaktif parçacıkların kendisi.
RADYOJENİK
[
Radiogenic ] Radyoaktif ayrışmadan oluşan madde.
RADYONÜKLİD
[ Radionuclide ] Radyoaktif çekirdek.
RAHATSIZ EDİCİ
KOKU [ Odor nuisance ] Genellikle
aminlerin, merkaptanların ya da sülfür bileşiklerinin varlığından
kaynaklanan, doğal nedenlerin ya da endüstriyel işlemlerin yol açtığı,
arzu edilmeyen kokular.
RBA
[
Risk-benefit analysis ] Risk-yarar analizi.
RDF
[ Refuse derived fuels ] Çöpten çıkarılan yakıtlar.
REM
[
Rem ] insan dokusuna bir rad veren iyonlaştırıcı radyasyon dozu
birimi.
REZERVUAR
[ Reservoir ] Yapay olarak doldurulmuş su oluşumu; aynı zamanda
her hangi bir şeyin fazladan bulunan miktarı.
RİSK FONKSİYONU
(DENKLEMİ) [ Risk function
] Bir hedefe yönelik zarar riskiyle, o hedefin maruz kaldığı hava
kirleticilerinin yoğunluğu arasındaki ilişki.
RÖNTGEN
[
Roentgen ] Radyasyona maruz kalma birimi.
RÜZGAR DİZİLERİ
[ Windrows ] Rüzgarın doğal etkisiyle havalanma sağlamak için,
alanlar üzerine sıralar halinde yayılmış katı atık kümeleri.
RÜZGAR ENERJİSİ
[ Wind power ] Yel değirmenlerinde ve rüzgar jeneratörlerinde
olduğu gibi, rüzgar gücü kullanılarak enerji üretimi.
RÜZGAR PROFİLİ
[ Wind profile ] Rüzgar hızındaki değişimlerin, yüksekliğin
ve mesafenin bir fonksiyonu olarak, grafik halinde gösterilmesi.
RÜZGAR TÜNELİ
[ Wind tunnel ] Havanın düzgün bir hızla geçebileceği kanal;
hava akımı modellerinin araştırılmasında kullanılır.
RÜZGARÖLÇER
[ Anemometre ] Rüzgar hızını ölçmeye
yarayan aygıt.
Başa
Dön
S
SABİT GAZ [ İntert
gas ] Özellikle petrol tankerlerinde boş yerleri doldurmak için kullanılan,
olağan koşullarda başka maddelerle tepkime ilişkisi içine girmeyen
buhar
SABİT KAYNAK
[ Stationary source ] Sabit konumdaki hava kirliliği kaynağı. Örnek:
Enerji santralleri ya da atık yakma tesisleri.
SABİT YÜKSEKLİK
NOKTASI [ Bench mark ] Özellikle
harita yapımında kullanılan, bir yükseklik ya da uzaklık için
referans noktası işlevi gören, sabit yükseklikteki bir yer üzerindeki
işaret.
SAÇILMA
[ Scattering ] Bir parçacıkla veya parçacık sistemiyle çarpışmanın
yol açtığı, gelen parçacığın veya gelen radyasyonun doğrultusunda
veya enerjisinde değişme süreci.
SAĞLIK
[
Health ] Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımıyla, "sadece
hastalık ya da sakatlığın yokluğu değil; fiziksel, zihinsel ve
toplumsal yönden tam bir iyilik hali"dir.
SAĞLIĞA
DOKUNAN [ Deleterious ]
Zararlı.
SAĞLIK MÜHENDİSLİĞİ
[ Sanitary engineering ] Su sağlanması, kanalizasyon ve katı atık
sistemleri, sağlık koruma ve gıdaların işlenmesi, kemirgen ve böcek
denetimi ve radyasyon denetimi gibi konuları içeren bir mühendislik dalı.
SALMONELLA
[
Salmonella ] Gıda zehirlenmesine yol açan ve tifo taşıyabilen,
hastalık yapıcı bakteriler.
SAM
[ Sound absorption material ] Sesi soğurucu madde.
SANAYİ ALANI [ İndustrial
are ] Sanayileri barındırmak amacıyla ve sanayi parkı kullanımına yönelik
olarak planlanmış, bir kentin içindeki ya da yöresindeki alan.
SAPMA
[ Variance ] Belli bir yasanın, kuralın ya da düzenlemenin
uygulanmasındaki istisna.
SAPMA ORANI
[ Lapse rate ] Yüksekliğin artmasıyla ısıda meydana gelen düşme
oranı.
SAPROFİTLER
[ Saprophystes ] Organik maddeleri ayrıştırarak yaşayan
bitkiler.
SAPROPEL
[ Sapropel ] Oksijensiz koşullarda derin suda oluşan çökelti
katmanı.
SAPTAMA SINIRI
[ Detection limit ] Bir maddenin saptanabilir hale geldiği sınır.
SAPTIRMA BENDİ
[ Diversion dam ] Suyun bütününün ya da bir bölümünün akışını
saptırmak için bir akarsu üzerine inşa edilen set.
SARI KEK
[ Yellowcake ] Uranyum oksit.
SARNIÇ
[ Cistem ] Yeraltında ya da kapalı (örtülü) durumda bulunan,
insan yapısı su depolama tesisi.
SAVAK
[ Weir ] Arıtma tesislerinin çıkışında suya sabit bir debi sağlamak
üzere konulan dikey engel.
SCOPE
[ Scientific Committee on Problems of the Environment ] Çevre
sorunları bilimsel komitesi.
SD
[
Standard deviation ] Standart sapma.
SEL SUYU KANALI
[ Storm sewer ] Kar ve yağmur sonucu oluşan yüzeysel sel suyu akışını
toplamak üzere inşa edilmiş kanal.
SENTETİK
YAKITLAR [ Synthetic fuels
] Doğal olarak tabiatta bulunmayan, özellikle kömür, petrol şisti ve
katran kumu gibi fosil yakıtlardan birtakım işlemler sonucu üretilen
yakıtlar.
SENTEZ GAZI
[
SYNGAS = Synthesis gas ] Kor halindeki kok ya da benzer artıklar
üzerinden buhar geçirmek suretiyle elde edilen karbonmonoksit-hidrojen
karışımı gaz. Uygun katalizörlerle çeşitli kimyasal maddelerin üretiminde
kullanılır.
SEPTİK ALAN
[ Septic field ] Septik tank (fosoptik) sisteminde, sıvı atığın
bir tasfiye sistemine boşaltıldığı ikincil evre.
SEPTİK TANK
(FOSOPTİK) [ Septic tank
] Kanalizasyon sistemlerine bağlı olmayan konutlardan gelen lağım
suyunu işleme tabi tutan, yeraltındaki geçirimsiz tank.
SERA ETKİSİ
[ Greenhouse effect ] başta karbon dioksit olmak üzere bazı
atmosferik gazlar sera camının etkisini andırır bir etkiye sahiptir;
ışığı geçirir ama ısıyı içerde tutar ve ısı artışına yol açar.
Atmosfer ile yer arasındaki ısı dengesi, sanayileşmedeki ve fosil yakıtların
yanmasındaki artıştan kaynaklanan atmosferik karbon dioksit artışlarından
etkilenir; bu ise atmosferdeki ortalama ısıyı yükseltir. Bu gelişmenin,
buzulların erimesi ve okyanusun yükselmesi gibi geniş kapsamlı sonuçlar
doğuran iklim değişmelerine yol açmasından korkulmaktadır.
SERPİNTİ
[ Fallout ] Nükleer patlamadan sonra atmosferde kalan ve yağmur
ya da diğer meteorolojik olaylarla yeryüzüne inen radyoaktif toz.
SERTLİK
[ Hardness ] Bir suyun içerdiği kalsiyum ve magnezyum iyonlarının
toplam miktarı.
SES BASINÇ DÜZEYİ
[ Sound pressure level ] Desibel (dB) olarak ölçülen ses yoğunluğu.
SFD
[
Single family dwelling ] Tek aileli konut.
SICAK SU KİRLİLİĞİ
[ Thermal pollution ] Çeşitli nedenlerle ısınmış suyun su
kaynaklarına akıtılmasıyla, ortamın ısının, içindeki canlılar için
zararlı sonuçlar yaratacak düzeye gelmesi,. Sıcak su kirliliğinin
olumsuz etkilerinden birisi, mavi-yeşil suyosunlarının çoğalmasına
yardım ederek su ortamındaki ötrofikasyonu hızlandırmasıdır.
SIHHİ ATIK SU SİSTEMİ
[ Sanitary sewer ] Atık suyu konutlardan veya işyerlerinden alıp
taşıyan atık su sistemi; kanalizasyon.
SIHHİ ATIK GÖMME
ÇUKURU [ Sanitary landfill
] katı atıkların her gün, sıkıştırılmış ve toprakla örtülmüş
katmanlar halinde gömüldüğü çukurlar. Doldurulan alanlar yeşillendirilip
park haline getirilebilir.
SIKIŞTIRMA
[ Compaction ] Atık maddenin fiziksel olarak küçültülmesi.
SINIR ÖTESİ KİRLİLİK
[ Transboundary pollution, transfrontier polltion ] Bir ülkedeki
emisyonların genellikle hava ya da su ile taşınarak bir diğer ülkeyi
etkilemesi.
SIYIRMA
[
Skimming ] Suyun yüzeyinden petrolün ya da pislik katmanının
mekanik yöntemle alınması.
SIZDIRMA
[ Leaching ] Yağmur suyunun etkisiyle kirletici sızıntının bir
toprak ya da atık materyal katmanından ayrılması süreci.
SIZDIRMA ALANI
[ Leaching field ] Atık sıvının foseptikten civardaki toprağa
geçmesine ve sızarak filtre edilmesine olanak sağlayan, kapalı
hendekler içindeki açık boru sistemi.
SIZINTI
[ Seepage ] yüzey suyunun topraktan geçerek aşağılara yönelmesi
hareketi.
SİKLON KOLLEKTÖRÜ
[ Cyclone separator ] Merkezkaç kuvvetiyle ve mekanik olarak çalışan,
büyük parçacıkları ortamdan uzaklaştırarak hava kirliliğini
denetlemeye yarayan aygıt.
SİLT
[
Silt ] İnorganik karakterli çökelti.
SİNERJİSTİK
ETKİ [ Synergistic effect
] Kimyasal maddelerin ve süreçlerin öngörülemeyen kombinasyonlar oluşturarak
beraber tepkimeye girme ve bunun sonucunda da tek başlarına sahip
olduklarından belirgin bir biçimde daha güçlü ya da bütünüyle
farklı bir etki gösterme eğilimleri.
SİS
[
Fog ] Atmosferde asılı durumdaki görülebilir nem,Görüşün
1000 metrenin altına düştüğü atmosfer olayı.
SİSLENDİRME
[ Fogging ] Sıvı durumdaki bir kimyasal maddeyi hızla ısıtarak
dumana benzeyen çok küçük zerreler oluşturmasını sağlama yoluyla
yapılan zararlılara karşı ilaçlama. Sivrisinek ve karasineklerle mücadelede
kullanılır.
SİYAH DUMAN
[ Black smoke ] kömürün yanmasından ya da herhangi bir başka
fosil yakıtın yanmasından oluşan duman.
SİYAH GELGİT
[ Black tide ] Petrol döküntüleriyle kirlenmiş deniz.
SİYAH KAR
[ Black snow ] atmosferin parçacıklarla yoğun biçimde yüklenmiş
bir bölümünden inen kar.
SİYAH YAĞ
[
Black oil ] Siyah hidrokarbon; renksiz yağların tersine, daha
koyu renkli yağlar.
SİYAH YAĞMUR
[ Black rain ] Petrol döküntüsü, petrol kuyusu veya orman yangını
gibi nedenlerle atmosfere dağılan kurumun yağışla yeryüzüne inmesi.
SİYANÜR
[ Cyanides ] Hidrosiyanik asitin son derece zararlı tuzları.
Siyanür içeren endüstriyel atık su, su kirliliğine önemli katkıda
bulunur.
SNG
[
Subtitute natural gas ] yardımcı doğal gaz.
SOĞURUCULAR
[ Absorbers ] Kirli bir gaz emisyonunda gaz karşımı içindeki
bileşenleri sıvı ortama aktarmakta kullanılan hava kirliliği
denetleme cihazları.
SOĞUTMA HAVUZU
[ Cooling pond ] Nükleer reaktörden yayılan yakıt elemanlarının
depolandığı ve kısa ömürlü fizyon ürünlerinin parçalanmasına
olanak veren büyük su tankı.
SOĞUTMA KULESİ
[ Cooling tower ] Termik santrallerde veya endüstride kullanılan
soğutma suyunun işlem sonrası ısısını almak için kullanılan yapı.
Burada soğutma işleminden sonra ısınan soğutma suyu kulenin
tepesindeki difüzörlerden aşağıya püskürtülerek ısının kulesin
altından üflenen havaya geçmesi sağlanır.
SONİK PATLAMA
[ Sonic boom ] Süpersonik patlama diye de adlandırılır. Ses hızını
aşan bir hızda giden uçağın oluşturduğu patlamalı gürültü. Bu
olay gürültü kirliliğine yol açar.
STABİLİZASYON
[
Stabilization ] Atıklardaki aktif organik maddenin nötr materyale
dönüşmesi.
STANDARTLAR
[
Standards ] Kirleticilere maruz kalma konumunda aşılmaması
gereken düzeyleri gösteren kurallar.
STP
[ Standard conditions of temperature and pressure ] Standart ısı
ve basınç koşulları.
STRATOPOZ
[
Stratopause ] Stratosferin üst sınırı.
STRATOSFER
[
Stratosphere ] Troposfer üzerinde uzanan ve çok düşük nemlilik
koşullarına sahip üst atmosfer katmanı. Atmosferin 15-50 km. yükseklik
arasındaki tabakası.
SU ARITMA
[ Water treatment ] Çökeltme, pıhtılaştırma, filtrasyon,
dezenfeksiyon, yumuşatma ve havalandırma gibi, sudaki zararlı maddeleri
giderici ve suyu kullanılır veya içilir hale getirici işlemler.
SU AYIRIM HATTI
[ Watershed ] Denaj havzalarını ayıran yükseltilmiş sınır
hattı.
SU BAŞI
[ Headwater ] Bir akarsuyun ya da ırmağın genellikle yükseklerde
bulunan kaynağı ve yukarı kesimleri.
SU ESOSİSTEMİ
[ Aquatic ecosystem ] Kara (tatlı su) ve deniz (okyanus) ile
ilgili su ekosistemleri.
SU HAKLARI
[Water rights ] Balıkçılık ve gemicilik hakları, suyun kaynak
dışı kullanımı hakları vb. dahil, su kullanımıyla ilglii olarak düzenlenmiş
haklar.
SU KALİTESİ
STANDARTLARI [ Water quality
standars ] Konutların kullanması, sulama, balık üretimi, endüstriyel
kullanım ya da enerji üretimi gibi belirli amaçlarla kullanılacak su
ile ilgili olarak uyulması gereken kurallar ve sınırlar.
SU KAYBI
[ Evapotranspiration ] Terleme yoluyla bitkilerden ve çeşitli şekillerde
yerin yüzeyinden buharlaşan toplam su miktarı.
SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ
[ Water resources management ] Su kaynaklarının sağlanması,
kullanılması, korunması ve dağıtım gibi etkinlikleri içeren yönetim.
SU KİRLİLİĞİ
[ Water pollution ] Suyun yararlı kullanımını etkileyecek
miktarlarda kimyasal, fiziksel ya da biyolojik maddelerin katılmasıyla
kalitesinin bozulması. Su kirlenmesinin en yaygın kaynakları; yetersiz
evsel atık su arıtma tesisleri, endüstriyel atıkların boşaltılması,
yüzeysel akış, madencilik faaliyetleri ve sulamadır.
SU KORUMA
[ Water conservation ] Konutların, sanayinin ve tarımın tükettiği
su miktarının azaltılmasına yönelik programlar ve yöntemler.
Uygulama örnekleri genellikle yüzeysel akışın yeniden kullanılması,
rezervuarlardaki buharlaşmanın azaltılması ve yeniden işlenmiş suyun
endüstriyel amaçlarla kullanılması gibi alanlarda görülür. Çifte
boru tesisatı sisteminin, gelecek yıllarda suyun yeniden işlenme yüzdesinin
artması sonucunu doğurması beklenmektedir.
SUDA ÜRÜN YETİŞTİRİLMESİ
[ Aquaculture ] Tatlı veya tuzlu suda yaşayan organizmaların üretimlerinin
yapay olarak hızlandırılması yöntemi.
SU SAĞLAMA SİSTEMİ
[ Water supply system ] İçme suyunun kaynaktan tüketiciye kadar
toplanması, işlenmesi, depolanması ve dağıtımı.
SU SERTLİĞİ
[ Water hardness ] Suda kalsiyum karbonat ve diğer kimyasal
maddelerin bulunmasından kaynaklanan su sertliği köpürmeyi önler ve
su üzerinde birikinti oluşmasına yol açar. Su, kireç ve soda külü
ile işleme tabi tutularak ve filtre edilerek ya da gözenekli bir
katyondan geçirilerek yumuşatılabilir.
SU STERİLAZSOYU
[ Water sterilization ] Arıtmadan sonra içme suyuna uygulanan işlem.
SU TOPLAMA
[ Impound ] Hidroelektrik enerji üretimi, içme suyu sağlanması
ya da sulama gibi amaçlarla su toplanması ve depolanması.
SU TOPLAMA
HAVZASI (DRENAJ HAVZASI) [ Drainage
basin ] yağış sularının belirli bir çıkışa doğru sürekli
olarak aksanını sağlayan arazi parçası.
SU TUTMA HAVZASI
[ Catchment ] Yağış sularını alıp toplayan drenaj havzası.
SU YUMUŞATICILARI
[ Water softeners ] Suyu iyon değişimi işlemiyle yumuşatan
mineral bileşikler.
SULAK ALANLAR
[ Wetlands ] Doymuş toprak koşulları gerektiren bitki örtüsünü
ya da su yaşamını besleyecek yeterli yer üstü ya da yer altı sularına
sahip, turbalık ve bataklık gibi alanlar; birçok balık ve su kuşu türü
için yetişme ortamı sağlayan önemli vahşi yaşam ortamları.
SULU OKSİTLEME
[ Wet oxidation ] Sıcak gazların oluşumuna yol açan alevsiz
yanma yöntemiyle, son derece yoğunlaştırılmış çamurun parçalanması.
SULU YIKAYICI
[ Wet scrubber ] Kabarcıklanan atık gazı sıvıdan geçirerek ya
da sıvıyı gaz akıntısına püskürterek, parçacıkların ya da
gazların giderilmesi için kullanılan hava kirliliği denetleme aygıtı.
SUSUZLAŞTIRILMIŞ
ÇAMUR [ Dewatered sludge
] Yanmaya ya da gübre olarak kullanılmaya elverişli bir kıvama
getirmek amacıyla sıvı içeriğini azaltıcı işleme tabi tutulmuş lağım
çamuru.
SUYLA TAŞINAN
HASTALIKLAR [ Waterborne
diseases ] Genellikle kirlilik bulaşmış suyla taşınan kolera,
tifo, çiçek, dizanteri, mide ve bağırsak iltihabı, hepatit gibi salgın
hastalıklar.
SUYUN SIZMASI
[ Percolation ] Suyun kayalardan ya da topraktan aşağılara doğru
sızarak (süzülerek) inmesi.
SUYUN TEKRAR
KULLANIMI [ Water reuse ]
Atık suyun arıtımından sonra alıcı ortama deşarj edilmeyip özellikle
sulama amacıyla kullanılması.
SUYUN TEMİZLENMESİ
[ Water purification ] İçme suyu üretmek için gerekli yöntemlerin
bir parçası olarak filtrasyon, kimyasal işlemler, damıtma ya da
dondurma işlemleri yoluyla suyun işleme tabi tutulması.
SÜLFÜR (KÜKÜRT)
[ Sulfur ] Çok çeşitli ticari ve tıbbi kullanım alanlarına
sahip, metalik olmayan eleman.
SÜLFÜR (KÜKÜRT)
DÖNGÜSÜ [ Sulfur cycle
] Kükürt içeren bileşiklerin biyosfer, hidrosfer, atmosfer ve
litosferdeki çevrimi.
SÜLFÜR (KÜKÜRT)
DİOKSİT [ Sulfur dioxide
] Sülfürün havada yanmasıyla oluşan renksiz, tahriş edici keskin
kokulu gaz; çoğu yakıtta bulunan sülfürün yanmasından oluşan belli
başlı hava kirleticilerinden biri.
SÜLFÜR (KÜKÜRT)
TRİOKSİT [ Sulfur trioxide
] Kükürt dioksitin atmosferde katalitik ya da fotokimyasal süreçlerle
yükseltgendiği üç oksijen ve bir kükürt atomundan oluşan bileşik.
Havadaki nem ile sülfürik aside dönüşür ve asit yağmuruna neden
olur.
SÜLFÜRİK ASİT
[ Sulfuric acid ] Saf haldeyken renksiz durumdaki koyu yağlı sıvı.
En yaygın kullanılan, son derece zehirli ve aşındırıcı bir endüstriyel
kimyasal maddedir.
SÜPRÜNTÜ
[ Litter ] Sokaklara, karayollarına ve boş arsalara gelişigüzel
atılıp saçılmış katı atık.
SÜRAT TRENİ
[ Bullet train ] Son derece süratli tren.
SÜRDÜRÜLEBİLİR
GELİŞME [ Sustainable
development ] Şimdiki kuşakların ihtiyaçlarının gelecek kuşakların
ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan karşılanmasına olanak veren ekonomik
büyüme politikaları.
SÜZME
[
Filtration ] Sıvı atık arıtımında kullanılan, bakterileri ve
diğer organizmaları azaltırken çökelmemiş atık maddeyi ve
koloidleri ayıran ve atığı taneli maddelerden oluşan bir katmandan geçirerek
süzme sağlayan işlem. Lağım suyu arıtım filtreleri genellikle kumlu
filtrelerdir, basınçlı süzme ise çamurun suyunun ayrılmasında
kullanılır.
SÜZÜLME
[
Infiltration ] Yüzeyden akan suyu toprağın soğurması; toprağın
suyu akarsulara ve yüzey akıntılarına aşamalı olarak bırakan bir
depo gibi işlev görmesine olanak sağlayan süzülme (sızma) süreci.
SYNDET [ Synthetic
detergent ] Sentetik deterjan.
Başa
Dön
Ş
ŞERİT GELİŞME
[ Strip development = Ribbon development ] Bir ana caddenin uzunluğu
boyunca oluşan, yoğun , büyük kısmi ticari amaçlı yapılanma.
Başa
Dön
T
TABAN ALANI
KATSAYISI [ Floor area ratio
] Bir bina arsasının toplam büyüklüğü ile o arsa üzerine inşa
edilecek binanın izin verilen azami taban alanı arasındaki oran.
TAHRİŞ EDİCİ
[ Irritant ] Gözlerde rahatsızlığa yada ciltte kaşıntıya yol
açan, havayla taşınan kirletici.
TAKSONOMİ
[ Taxonomy ] Organizmaları sınıflandırma bilimi.
TARIMSAL KİRLİLİK
[ Agricultural pollution ] Tarımsal faaliyet sonucu oluşan sıvı
ve katı atıklar.
TARIMSAL (EKO) SİSTEM
[ Agro(eco) system ] Tarımsal faaliyetlerle çevreleri arasındaki
ilişki.
TARIMSAL
ORMANCILIK [ Agroforestry
] Tarım ürünleri yada hayvanlarla aynı toprakta ağaç veya benzeri
bitkiler yetiştirmeye yönelik, tarım ve ormancılık yöntemlerini
birleştiren toprak yönetimi teknikleri.
TARİHİ KORUMA
[ Historic preservation ] Gelecek kuşaklara yönelik olarak
tarihsel varlıkların saptanması, değerlendirilmesi, korunması, bakımı,
restorasyonu ve yeniden kurulması.
TASFİYE
[ Disposal ] Bir maddenin tasfiyesi yada işleme uğratılması süreci.
Atık tasfiyesi, atık suyunun işleme tabi tutulması ve katı atıkların
işlenmesini ifade eder.
TAŞIMA KAPASİTESİ
[ Carrying capacity ] Bir sistemin çevre niteliği bozulmadan nüfusta
meydana gelen artışı kaldırma konusundaki azami yeteneği.
TAŞIYICI
[
Vector ] Hastalık, parazit yada enfeksiyon taşıyan organizma.
TAŞKIN
[ Flood ] Toprağın geçici olarak bir akarsu yada çok miktarda
yağmur veya diğer nedenlerle oluşan büyük su kütlelerinin baskınına
uğraması.
TAŞKIN ALAN
[ Flood plain ] Bir taşkın kaynağının bitişiğinde olup vadi
tabanını oluşturan ve genellikle taşkına uğrayan arazi.
TAŞKIN ALANI YÖNETİMİ
[ Flood plain management ]
Taşkın alanlarının kullanılabilmesi ve taşkınlardan en az zarar görmesi
için düzenlenmiş planlama ve uygulama. Bu alanlardaki imarın tipini;
yoğunluğunu ve yapısal şeklini belirleyen yönetmelikler, taşkın
alanı yönetiminin esasını oluşturur.
TAŞKIN DENETİMİ
[ Flood control ] Taşkınların yol açtığı zararı denetlemek
yada asgariye indirmek için kullanılan set, kanal, bent ve baraj gibi
teknikler.
TATLI SU
KAYNAKLARI [ Freshwater bodies
] Göletler, göller, pınarlar, çaylar, ırmaklar, dereler,vb.
TEHDİT ALTINDAKİ
TÜRLER [ Endangered speciies
] Bütünüyle yada önemli bir bölümü itibariyle tükenme tehlikesi
altındaki fauna ve flora.
TEHDİT ALTINDAKİ
TÜRLER [ Threatened species
] Nadir bulunan ve yakın gelecekte varlıklarını sürdürmeleri çeşitli
nedenlerle zorlanabilecek olan türler.
TEHLİKELİ
ATIKLAR [ Hazardous wastes
] Gereğince yönetilmediği takdirde insan sağlığı ve çevre için
tehlike oluşturan, hastalığa yada ölüme yol açabilen maddeler içeren
atıklar. Özellikle hidrokarbonlar gibi tutuşabilir atıkalr, asitler ve
alkaliler gibi aşındırıcı atıklar, kendiliğinden tepkimeye yatkın
reaktif atıklar, tarım ilaçları, arsenik bileşikleri, radyoaktif bileşikler,
kadmiyum bileşikleri vb.
TEK KULLANMALIK
[ Disposable ] Bir kez kullandıktan
sonra atmaya yönelik.
TEK YÖNLÜ
PAKETLEME [ One way packging
] Geri kazanılmayan paketleme ; bir kez kullanılıp atılan paketleme.
TEL
[
Tetraethyl lead ] Tetraetil kurşun.
TEMEL PROFİL
[ Baseline profile ] Yapay bozulmalardan önce bir bölgede bulunan
çevre koşullarının ve organizmaların araştırılması.
TEMİZ TEKNOLOJİLER
[ Clean technologies ] Kirlieticii etkileri olmayan teknolojiler.
TEMİZLEME
[ Purification ] Organik, ayrışabilen materyalin sabit, kararlı
materyale dönüştürülmesi işlemi; lağım suyu işleme sürecinin bir
bölümü; suya uygulandığında, bu işlem klorlama yada havalandırma
gibi işlemlerle zararlı bakterilerin yok edilmesi anlamına gelir; hava
açısından ise atmosferin parçacıklardan temizlenmesi demektir.
TERASLAMA [ Terracing
] Suyun yüzeysel akışını denetlemek ve toprak erozyonunu asgariye
indirmek amacıyla bir yamacın konturu üzerine kurulan toprak set.
TERMİK SANTRAL
[ Fossil fuel plant ] Fosil yakıt kullanan elektrik santrali.
TERMOSFER
[
Thermosphere ] Mezopozun üzerinde bulunan ve yükseldikçe ısının
arttığı atmosfer katmanı.
TERS OZMOZ
[ Reverse osmosis ] Yüksek çoğunluktaki çözeltilerde çözücünün
basınç altında filtrelerden geçerek daha düşük yoğunluktaki çözeltiye
doğru hareketi; arzu edilmeyen çözünmüş katıların ve kolloidlerin
giderilmesi için suyun işleme tabi tutulmasında kullanılır.
TESVİYE
[ Grading ] İşlevsel olarak toprak yüzeyi ve altı drenaj
modelleri kurmak ve toprak erozyonunu asgariye indirmek, görünüşü
iyileştirmek, sulamayı kolaylaştırmak yada fazla toprağı en yararlı
biçimde dağıtmak için bir yerin profilinin yeniden oluşturulması.
TETRAETİL KURŞUN
[ TEL= Tetraethyl lead ]
Çok zehirli organik kimyasal madde. Belirli miktarda petrol yakıtına
katıldığında tortulanmayı önler, yakıtın oktan sayısını arttırarak
motordan daha iyi verim alınmasını sağlar. Eksoz borusundan atılan
inorganik haldeki kurşun insan sağlığı açısından tehlike yarattığından
yakıtlara kurşun bileşikleri ilavesine karşı çeşitli yasal önlemler
uygulanmasına başlanmıştır.
TETRAMETİL KURŞUN
[ TML = tetramethyl lead ] Benzinde vuruntu önleyici etki maddesi
olarak kullanılan tetraetil kurşuna benzeyen, ama ondan daha aktif olan
bir kimyasal madde.
THP
[ Toxicity, hazard, persistence ] Zehirlilik, tehlike, dayanıklılık.
TIRMANMA
[ Entrainment ] Gaz veya sıvılarda çökelti halde veya askıda
bulunana partikül maddelerin dikey taşıma güçleri aracılığı ile aşağıdan
yukarı doğru hareketi.
TİCARİ ATIKLAR
[ Trade effluents ] işyeri atıkları.
TVL
[ Threshold limit value ] Eşik sınırı değeri.
TMF
[ Tropical moist forest ] Tropikal nem ormanı.
TML
[ Tetramethyl lead ] Tetra metil kurşun.
TNEL
[ Total noise exposure level ] Toplam gürültüye maruz kalma düzeyi.
TNR
[ Total noise rating ] Toplam gürültü değerlendirmesi.
TOKSİKOLOJİ
[
Toxicology ] Zehirleri ve etkilerini, etkime mekanizmalarını ve
arıtılma yöntemlerini inceleyen bilim dalı.
TOLERANS
[ Tolerance ] Bir organizmanın çevresindeki değişimlerin üstesinden
gelme yeteneği; insan yada hayvan besinine uygulanan bir kimyasal
maddenin emniyet düzeyi.
TOPAK, YUMAK
[ Floc ] Biyolojik yada kimyasal etkimeyle lağım suyunda oluşan
katı maddeler kümesi.
TOPAKLANMA,
YUMAKLAŞTIRMA [ Flocculation
] Atık su arıtımı sırasında fizikokimyasal olarak topakların oluşmasıyla
çökelmemiş atık maddelerin ortamdan syrılması.
TOPLAMA KANALI
[ Interceptor sewer ] Akıntıyı ana kanallardan toplayıp lağım
suyu arıtma tesisine taşıyan büyük kanal hattı.
TOPLAMA ŞEBEKESİ
[ Collection network ] Kanalizasyon sisteminin bütünü için
kullanılan terim.
TOPLULUK [ Community
] Belli bir coğrafi alana yerleşmiş ve etkileşim içinde bulunan türlerden
oluşan grup.
TOPOGRAFYA
[ Topography ] Yer yüzeyinin fiziksel biçimi.
TOPRAK ÇÖKMESİ
[ Land subsidence ] Yer yüzeyinin çeşitli nedenlerle , özellikle
kömür, tuz, altın su yada petrol gibi maddelerin çıkarılması işlemleri
sonucunda aşağı doğru göçmesi.
TOPRAK EROZYONU
[ Soil erosion ] Toprak parçacıklarının havanın etkisi ile değişip
ufalanması ve sonra da rüzgar ve su tarafından taşınması doğal süreci.
TOPRAK ISLAHI
[ Land reclamation ] Barajlar, kanallar ve pompalama sistemleri inşa
ederek toprağın tarım ve geliştirme amacıyla kullanılabilecek biçimde
değiştirilmesi.
TOPRAK KAYMASI
[ Mass wasting ] Yerçekimi etkisiyle, kaya yada toprağın yavaş
yavaş yada yüksek bir hızla aşağı doğru hareketi.
TOPRAK KORUNMASI
[ Soil consevation ] Erozyonda ötürü toprağın bozulmasını,
toprağın denge kaybını yada bitkilerin aldığı besin maddelerinin
kaybını asgariye indirmek amacıyla uygulanan toprak kullanımı yönetimi.
TOPRAK KULLANIM
HARİTASI [ Land use map ]
Bir coğrafi bölgedeki toprak kullanım durumunu, siyasi sınırları,
ulaşım ağını ve yöredeki su oluşumlarını da içerecek biçimde gösteren
harita.
TOPRAK KULLANIM
PLANI [ Land use plan ]
Toprağın, kamusal ve özel imar çalışmalarında dahil olmak üzere,
nasıl kullanılacağı konusundaki resmi öneri.
TOPRAK KULLANIMI
[ Land use ] Toprağın sanayi, konut,
dinlenme yada diğer amaçlara tahsis ediliş biçimleri.
TOPRAK KULLANIM
ARAŞTIRMASI [ Land use survey
] Belli bir alanda toprağın kullanım biçimlerinin envanterinin çıkarılması
çalışması. Bu çalışma, genellikle açıklamalı harita olarak ve
istatistik verilerle özetlenir.
TOPRAK ÖRTÜSÜ
[ Ground cover ] Rüzgar ve suyun yol açtığı toprak erozyonunu
azaltmak amacıyla yetiştirilen bitkiler.
TOPRAK YÖNETİMİ
[ Land management ] Mevcut nüfusun ve gelecek kuşakların ihtiyaçları
ve doğal çevrenin korunması bakımından azami uzun vadeli yararı sağlamak
amacıyla toprağın geliştirilmesini ve korunmasını amaçlayan yönetim.
TOPRAKBİLİM
(PEDOLOJİ ) [ Pedology ] Toprakla ilgili
bilim.
TOPRAKSAL [
Terrestiral ] Toprakla ilgili, karayla ilgili.
TORTUNUN ÇÖKELMESİ
[ Deposition of sediment ] Akan suyun enerjisinin çökelmemiş
tortunun yükünü kaldıramaması durumunda, materyalin, su sütunundan
akıntı yatağına çökelmesi.
TOVALOP
[
Tanker Owners ' Voluntary Agreement concerning Liability for Oil
Pollution ] Tanker sahiplerinin petrol kirliliğine ilişkin
sorumlulukları konusundaki gönüllü sözleşme.
TOZ
[ Dust ] Duman yada sisi oluşturan zerrelerden daha büyük,
havada asılı durabilen katı parçacıklar.
TRAFİK KİRLİLİĞİ
[ Traffic pollution ] Trafiğin yoğunlaşması ile artan ve araçlardan
kaynaklanan atmosfer ve gürültü kirliliğinin oluşturduğu kirlilik bütünü.
TROPOPOZ
[
Tropopause ] Troposferin üst sınırı.
TROPOSFER
[ Troposphere ] Yer yüzeyindeki 0-16 kilometrelik bir yüksekliğe
yayılan, hava olaylarının meydana geldiği atmosferin iç katmanı.
TTSC
[ Two stage combustion ] İki aşamalı yanma.
TSD
[ Treatment, storage and disposal ] İşleme, depolama ve tasfiye.
TURBA
[ Peat ] Turbalıklarda ve bataklıklarda bulunan, kısmen ayrışmış
materyalden oluşan yakıt.
TURBALIK
[ Fen ] Düz bataklık arazi.
TUTMA HAVZASI
[ Retention basin ] Herhangi bir olağan dışı nedenle fazla yüzeysel
akışı alan ve uzun süreli depolama amacıyla tutan havuz yada
rezervuar (depo).
TUTMA HÜCRESİ
[
Catch basin ] Sellerin taşıdığı süprüntü ve molozları
engelleyerek kanalizasyonun tıkanmasını önleyen, sokağın altındaki
drenaj hücresi (odası ).
TUTUCU
[
Arrester ] Baca emisyonlarından kaynaklanan parçacıkları
toplayan mekanik toplayıcı.
TUTUŞABİLİR
[ Inflammable ] Kolayca alev alan.
TUTUŞMA DERECESİ
[ Incendivity ] Alev alabilir maddelerdeki alt yanma sınırı.
TUTUŞTURMA
[ Flaring ] Atmosferdeki fazla yada gereksiz gazın yakılması işlemi.
TUZLU SU KARIŞMASI
[ Salt water intrusion ] Yer altı suyuna tuzlu su bulaşması; bu
olay genellikle kıyı alanlarında gerçekleşir. Haliçlerde gel-git
olayları ile alt akıntı ile haliç içlerine tuzlu su taşınımı.
TUZLULUK
[ Salinity ] Sudaki tuz miktarı; doğal kaynaklardan oluşabileceği
gibi atık su sızıntısında da oluşur. Suyun aşırı ölçüde
yeniden kullanılması tuzluluğu ağırlaştırır.
TUZUNU GİDERME
[
Desalination ] İnsanların yada hayvanların tüketmesine elverişli
hale getitmek için suyun tuzunu giderme işlemi.
TÜKENME
[ Depletion ] Doğal kaynakların azalması, tükenmesi, kuruması,
özellikle tüketim amacıyla kullanım, buharlaşma yada sızıntı dolayısıyla
su kaybı.
TÜKETİCİ
[ Consumer ] Üretici organizmaları veya kendilerinden daha zayıf
tüketicileri yiyerek enerji sağlayan canlılar. Tüketiciler birincil,
ikincil ve üçüncül gibi sınıflara ayrılırlar. Birincil tüketiciler
üreticileri yiyerek yaşarlar. İkincil tüketiciler birincil tüketicileri
yerler vb. Örneğin ot yiyen bir geyik birincil tüketicidir. Geyiği
yiyen aslan ise ikincil tüketici olmaktadır.(Bk. Üretici]
TÜR
[ Species ] Bir bitki yada hayvan grubu. Grubun üyeleri arasında
yakın bir benzerlik, ortak bir köken ve sürekli bir üreme sistemi vardır.
Tür, yaygın olarak kullanılan en küçük biyolojik sınıflandırma
birimidir.
Başa
Dön
U
UCS [ Uncontrolled
site ] Denetimsiz çöp dökme sahası.
UÇUCU
[ Volatile ] Nispetesn düşük ısılarda buharlaşabilen.
UÇUCU ALERJİ
YAPICILAR [ Aerdallergens
] Alerjik hastalıklara yol açan bitki tozu ve polen gibi havadan gelen
alerji yapıcılar.
UÇUCU KÜL
[ Fly ash ] Baca gazının taşıdığı düşük yoğunlukta, yanıcı
olmayan parçacıklar.
UF
[ Uncertainty factor ] Belirsizlik faktörü.
UFALAMA
[ Shredding ] Katı atığın daha hızlı ayrışması için küçük
parçalara bölünerek küçültülmesi.
UNEP
[
UNEP = United Nations Environment Programme ] Birleşmiş Milletler
Çevre Programı.
URANYUM
[ Uranium ] Nükleer enerji üretimi için gerekli radyoaktif
metalik eleman.
UYGULAMA PLANI
[ Implementation plan ] Belli bir sürede çevre kalite standartlarının
karşılanması için yapılması gerekli işlerin anahatları.
UYUM
[ Adaptation ] Canlı organizmaların çevre koşullarının üstesinden
gelme yeteneği.
UYUMLU BAKTERİLER
[ Facultative bacteri ] Hem aerobik hem de anaerobik koşullarda yaşayabilen
mikroorganizmalar.
UZAKTAN ALGILAMA
[ Remote sensing ] elektromanyetik enerjinin bulunmasıyla, sözgelimi
havadan fotoğraf çekme gibi, fiziksel özelliklerle ilgili uzak
mesafelerden bilgi toplama yöntemi.
Başa
Dön
Ü
ÜÇÜNCÜL
ARITMA [ Tertiary treatment
] İkincil işlemden sonra gelen atık suyu arıtma işlemi. Bu aşamada,
belli amaçlarla kullanmaya elverişli su elde etmek üzere organik
kirleticiler, çözünmüş inorganik tuzlar, fosfor ve azot giderilir.
ÜRETİCİLER
[ Producers ] Fotosentez ile büyüyen canlılar; bitkiler.
ÜRETİM REAKTÖRÜ
[ Breeder ] Parçalanmayan atomları, aynı ya da farklı elemanlı
parçalanabilir atomlara dönüştüren ve tükettiğinden fazla yakıt üreten
reaktör.
ÜST KATMAN
[ Lift ] Sıhhi bir katı atık gömme işleminde, atığın sıkıştırılmış
katmanı ile nihai örtünün oluşturduğu bölüm.
ÜSTÜNE
DOLDURMA SİSTEMİ
[ Load on top system ] Yakıt taşıyan gemilerde denizi
kirletmekten kaçınmak amacıyla yeni yüklemeyi denize dökülmeyip
tanklarda bırakılmış kalıntı ve yıkama suyu karışımının üzerine
yapma yöntemi. Daha sonra uygun tesislerin bulunduğu limanlarda petrol
ve su, birbirinden ayrılmak için gerekli işlemlere tabii tutulurlar.
Başa
Dön
V
VAHŞİ YAŞAM YÖNETİMİ
[ Wildlife management ] Türlerin doğal ekosistemlerinde bakımı
ve geliştirilmesi; çevre dengesinin ve tür çeşitliliğinin korunması.
VENTURİ GAZ
YIKAYICISI [ Venturi scrubbir
] Gazlardan tozu gidermeye yarayan sulu yıkayıcı tipi.
VERİ
[
Data ] Analizlerde ya da yorumlarda kullanılan, sonuç çıkarmaya
yarayan bilgi ya da olgular.
VİNİL KLORİD
[ Vinyl chloride ] Kanser yapabilen, PVC gibi plastik madde üretiminde
kullanılan kimyasal bileşik.
VOC
[
Volatile organic compounds ] Uçucu organik bileşikler.
VOLKANİK KAYA
[ Igneous rock ] Bazalt, granit ve özellikle lav gibi, ergimiş ve
kısmen ergimiş durumda katılaşarak oluşan kaya.
VP
[
Vapor pressure ] Buhar basıncı.
VS
[ Volatile solids ] Uçucu katılar.
VSS
[ Volatile suspended solids ] Uçucu çökelmemiş katı madde.
VTOL
[ Vertical takeoff and landing ] Düşey kalkış ve iniş.
VURUNTU ÖNLEYİCİ
[ Anti-knock ] Motorun daha düzgün çalışması için yakıta
eklenen ve genellikle kurşun içeren bileşikler.
Başa
Dön
W
WCED [ World
Commission on Environment and Development ]
Dünya çevre ve gelişme komisyonu.
WCIP
[ World Climate Impact Studies Programme ] Dünya İkliminin
Etkisini İnceleme Programı.
WES
[ Waste-to-energy system ] Atıktan enerjiye sistemi.
WWF
[ World Wildlife Fund ] Dünya Vahşi Yaşam Fonu.
WWW
[ World Weather Watch ] Dünya Hava İzleme.
Başa
Dön
Y
YARDIMCI DOĞAL GAZ [
SNG = Subtite natural gas ] Herhangi bir kaynaktan elde edilen, doğal gazın
özelliklerini taşıyan gaz.
YARILANMA MÜDDETİ
[ Half-life ] Bir
radyoaktif izotopun atomlarının yarısının parçalanması için
gerekli olan süre; kirletici etki süresi açısından tarım ilaçları
ve diğer kirleticiler için de bu terim uygulanır.
YAŞ YAPISI
[ Age structure ] Nüfusun yaş gruplarına göre sınıflandırılması.
YAŞAM DÖNGÜSÜ
[ Life cycle ] Bir canlının yumurta döllenmesinden
ölüme kadar geçirdiği değişik aşamalar.
YAŞAM KUŞAKLARI
[ Life zones ] Genellikle bir örnek iklim ve toprak özelliklerine
sahip alanlar ve bunun bir sonucu olarak da, tür, bileşim ve çevreye
uyum bakımından son derce bir örneklik gösteren biyota.
YAŞAM MEKANI
[ Biotope ] Belirli bir bitki ve hayvan topluluğu için elverişli
nitelikteki nispeten bir örnek çevre koşullarının oluşturduğu sınırlı
bir bölge.
YAŞAM ORTAMI
[ Habitat ] Bir organizmanın yada organizma grubunun yerleştiği,
fiziksel çevrenin görece bir örnekliliği ve ilgili bütün biyolojik türlerin
sıkı etkileşimi ile belirlenen doğal çevre. Yaşama ortamı çöl,
tropik orman, çayırlık alan, kutup tundrası yada buz denizi olabilir.
YAŞAYABİLİR
[ Viable ] Canlı, üreyen sistemler.
YAYILIM ALANI
[ Range ] Biyolojik biçimlerin coğrafi dağılımı.
YEDEK (ENERJİ)
ÜRETİM KAPASİTESİ [ Reserve
generating capacity ] Beklenmedik enerji taleplerini karşılamaya yönelik
fazladan enerji üretme kapasitesi.
YENİDEN İŞLEME
[ Recycling ]Özellikle kağıt, cam ve plastik gibi yararlı ürünlerin
üretilmesi için, atık materyalin yeniden kullanılır hale getirilmesi
işlemi.
YENİLENEBİLİR
( DOĞAL ) KAYNAK [ Renewable
resource ] Kendini doğal biçimde yenileyen yada insan müdahalesiyle
yenilenebilen, ağaç, hava yada su gibi doğal kaynaklar.
YENİLENEBİLİR
ENERJİ KAYNAKLARI [ Rnewable
energy sources ] Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji,
su enerjisi, biokitle enerjisi, gelgit enerjisi ve üretici nükleer
enerji reaktörleri gibi kendiliğinden yenilenebilir, kullanmakla
eksilmeyen enerji kaynakları.
YENİLENEMEZ
KAYNAK [ Nonrenewable resource
] Sınırlı olarak bulunann mineral gibi doğal, kural olarak cansız
kaynak.
YERALTI SU DÜZEYİ
[ Water table ] Taban yatağında biriken yer altı suyunun düzeyi.
YER ALTI SUYU
[
Groundwater ] Yerüstü [yüzey] su kaynaklarından sızıntı yada
yağmur yoluyla yenilenen, yer yüzeyinin altında yutaklanan su oluşuları.
YER ALTI SUYU KİRLİLİĞİ
[ Groundwater pollution ]
Yer altı suyu kirliliğinin başlıca kaynakları lağım suyu tesisatı,
lağım çukurları vb. ile kıyı bölgelerinde tuzlu su sızıntılarıdır.
YER ALTI SUYU
ZENGİNLEŞMESİ [ Groundwater
recharge ] Yağış suyu veya yüzey sularının sızma yoluyla yer
altı sularını çoğaltması.
YERÜSTÜ SUYU
(YÜZEY SUYU) [ Surface water
] Okyanuslarda dahil, yeryüzündeki bütün suları tanımlamakta kullanılan
geniş kapsamlı terim. Dar anlamıyla ise akarsu yataklarında bulunan
suyu ifade eder.
YERYÜZÜNÜN İZLENMESİ
[ Earthwatch ] Önemli çevresel yönelimlerin saptanması, insan
faaliyetinin çevre üzerindeki etkilerinin incelenmesi, çevreye yönelik
potansiyel tehlikelerin erken uyarılarının belirlenmesi ve doğal
kaynakların izlenmesi için geliştirilen geniş kapsamlı çevre değerlendirme
programı.
YEŞİL
[ Green ] Yeniden işlenip kullanılan kağıt ürünler ve
biyolojik bozulmaya uğrayabilir plastik torbalar gibi " çevre dostu
" ürünleri ifade eden sıfat ( sözcük ); çevre sorunlarına ilgi
gösterilmesini savunan siyasal partiler için de kullanılır.
YEŞİL DEVRİM
[
Green revolution ] Yoğun gübre ve geliştirilmiş sulama sistemi
kullanımı ve özellikle buğday ve prinç gibi ürün tohumlarının
yeni çeşitlerinin benimsenmesi yoluyla daha başarılı tarımsal verim
elde edilmesini ifade eder.
YEŞİK KUŞAK
[ Green belt ] Bir yerleşim alanı çevresinde yer alan, yapılaşma
olmayan toprak kuşağı.
YETERSİZ
BESLENME [ Malnutrition ]
Organizmanın varlığını sürdürmesi ve büyümesi için gerekli asli
metabolizma öğelerinden birinde yada birkaçında genellikle beslenme
eksikliğinden kaynaklanan yetersizlik durumu.
YIKAYARAK TASFİYE
[ Ekutriation ] Yüzdürme (yıkama) işlemi sırasında değişik
çökelme hızlarından yararlanarak ayırma işlemi.
YIKAYICI
[ Scrubber ] Bir su püskürtücüsünden oluşan hava kirliliği
aygıtı. Püskürtülen su arzu edilmeyen parçacıklarla çarpışır,
onları tutar ve emisyondan ayırır; emisyon daha sonra kirden arınmış
olarak bacaya gider.
YIKAYICI
[ Washer ] Toplama ortamı olarak sıvı ile işleyen gaz arıtıcısı,
damlacık ayırıcısı, sulu toz toplayıcısı için kullanılan genel
terim.
YIKINTI
[ Debris ] Herhangi bir yapının tahribi sonucunda ortaya çıkan
kayaların, kerestenin, molozun, tuğlaların, taşların vb. oluşturduğu
birikinti.
YILLIK BOŞALTMA
SINIRI [ ARL= Annual release
limit ] Kirlilik kaynağından bir yılda salınabilecek maksimum atık
miktarı.
YIRTICI
[ Predator ] Avlanarak yaşayan yaratık ve organizma. " yırtıcı
zinciri "nde , birbirini izleyen her bir besin ilişkisi kademesinde
yer alan tüketici, tüketilenden genellikle daha büyük ve güçlüdür.
Bu bağlamda nihai yırtıcı, insan olmaktadır.
YİNELENEN DOZ
ZEHİRLİLİĞİ [ Repeated
dose toxicity ] Belli bir tahlikeye birkaç kez maruz kalmanın
zehirli etkisi.
YOĞUNLUK
[ Density ] Bir yerin nüfusunun, yerleşim birimlerinin yada taban
alanının, toprak alanı birimiyle olan ve oran olarak ifade edilen ilişkisi.
YOĞUNLUĞA BAĞLI
ETKEN [ Density-dependent
factor ] Tam anlamıyla etkili olabilmesi nüfus yoğunluğuna bağlı
çevre etkeni.
YOĞUNLUĞA BAĞLI
OLMAYAN ETKEN [ Density-İndependent factor ] nüfus yoğunluğuna
bağlı olmadan etkisini gösteren çevre etkeni.
YONTMA (ÇENTME)
[ Spalling ] Yongalar yada parçalar haline getirme.
YOSUN ÖLDÜRÜCÜ
[ Algicide ] Yosunlara etkili zehirli kimyasal bir madde.
YOSUN PATLAMASI
[ Algal bloom ] Su kaynaklarının çeşitli atıklar ve akıntılar
yoluyla besleyiciler, özellikle nitratlar ve fosfatlar yönünden
zenginleşmesi sonucu içlerindeki su yosunlarının hızla serpilip gelişmesi.
YOSUNLAR
[ Algae ] Tamamen yada kısman su altında yaşayan veya nemli yüzeylerde
büyüyen, bazı kimyasal elemanların bulunduğu koşullarda hızla çoğalan,
klorofil ve diğer fotosentez pigmentleri içeren bitkiler.
YÜKSEK ENERJİLİ
YIKAYICI [ High energy
scrubber ] Kirli gazı atomize suyla temizleyen kollektör.
YÜZDÜRME
[ Flotation ] Maddelerin sıvı atıklardan yüzdürülerek ayrılmasına
yarayan fiziko kimyasal arıtma yöntemi.
YÜZER SETLER [ Floating
booms ] Küçük bir alanda toplanmış yoğun
bir kitleyle uğraşmak, yayılmış bir kitleyle uğraşmaktan çok daha
kolay olduğu için, suya yayılmış petrolü belirli bir alanda tutmak
amacıyla kullanılan, çeşitli maddelerden üretilebilen yüzer
engeller.
YÜZEY AKTİF
MADDE [ Surfactant ]
Deterjanlarda kullanılan ve atık sularda bulunduğunda alıcı ortam
sularında köpürmeye yol açan yüzey aktif bir kimyasal madde. Etkin su
kirliliği nedenlerinden biridir.
YÜZEYSEL
AKIŞ [ Runoff ] Yeryüzünde akarak yada toprak yüzeyinden sızarak
yüzeydeki su oluşumlarıyla yeniden birleşen su ve yağmur suyu.
YÜZEYSEL
AKIŞ EROZYONU [ Runoff erosion ] Yüzeysel
akışın yol açtığı erozyon; erozyona uğrayan toprakta bitki örtüsünün
yerinden sökülmesiyle sonuçlanır.
Başa
Dön
Z
ZAR SÜZGEÇLER
[ Membranes ] Suyun arıtılmasında,
tuzunun giderilmesinde ve ayrıca sınai süreçlerde kullanılan, zardan
yapılma filtreler.
ZARARLI
[
Noxious ] Fiziksel yönden zararlı olumsuz etkilere sahip.
ZEHİRLİ
MADDELER [ Toxic substances ] Değişik
biçimlerde maruz kalma sonucu zarara yol açabilen kimyasal maddeler.
ZENGİNLEŞTİRME
[ Recharge ] (Bk. Yer altı suyu zenginleşmesi).
ZİFT
[ Bitumen ] Yüzeyleri havanın etkilerine karşı dayanıklı kılmak
ya da yol yüzeylerini kaplamakta kullanılan petrol kalıntısı.
ZİMMERMAN İŞLEMİ
[ ZIMPRO = Zimmerman process ] Basınç altında, kapalı bir kapta
BOİ-biyolojik Oksijen İhtiyacını azaltmak için, lağım çamurunun işlenmesinde
kullanılan sir sulu oksitleme işlemi.
ZİMPRO
[
Zimmerman process ] Zimmerman işlemi.
ZOOPLANKTON
[ Zooplankton ] hayvansal plankton.
|